Seni hayvân iken insân eder şeyh
Gönüller şehrine mihmân eder şeyh
İçirip bir kadeh aşkın meyinden
Gedâ iken seni sultân eder şeyh
Münevver eyleyip kalbin sarayın
Derûnûn derdine dermân eder şeyh
Olursun "men aref" sırrından âgâh
Seni katre iken ummân eder şeyh
Haber verir hakîkat illerinden
Sana çok tuhfeler ihsân eder şeyh
Sana söyler ledünnîden meânî
Hakîkat ilm ile irfân eder şeyh
Olursun vahdetin sırrından âgâh
Seni bir noktada yeksân eder şeyh
Bulursun Pîr-i Sâmî gibi şâhı
Bir anda vâsıl-ı cânân eder şeyh
Olunca râbıta Salih pîrine
Mugaylanlıkları gülşân eder şeyh
Açıklamalar
Mihmân: Misafir.
Gedâ: Dilenci, sefil.
Münnevver: Nurlanmış, aydınlanmış.
Derûn: İç taraf, kalp.
"Men aref": "Nefsini bilen Rabbini bilir." (Hadis)
Âğâh: Haberdar, uyanık.
Katre: Damla, küçücük.
Ummân: Deniz, okyanus.
Tuhfe: Armağan, bağış.
Meânî: Mana.
Yeksân: Beraber, birlikte.
Râbıta: Bağlanmak, bağlamak, kuvvetlendirmek.
Mugaylan: Diken.
Gülşân: Gül bahçesi.