Dilerem senden ey zât-ı mutahhar
Bana cânânımı eyle müyesser
Cemî-i enbiyânın hakkı yâ Rab
Alıp cüz'üm beni eyle muammer
Hayâli gönlüme nakş oldu çıkmaz
Yed-i kudretle olmuşdur musavver
Çü sensin Hâlık-ı "nahnu kasemnâ"
Çü sensin Âlim u Binâ mukadder
İlâhî kime gidem ilticâya
Var iken Pîr-i Sâmî gibi server
Bana andan gelir nisbet kokusu
Meşâmma erişir bûy-u muattar
Çü gönlü hikmete sanduka olmuş
Açıldıkça çıkar her türlü gevher
Anın ile muhabbet eyleyenler
Olur irşâd misâl-i "Pend-i Attâr"
Rumûz-u noktayı fehm eyleyenler
Bilir her sözlerini bir mücevher
Duyaldan "küntü kenz" in sırrını biz
Olup nakşında Nakkâş'ın muhayyer
Sözünü özünü fehm eyleyenler
Olardır nûr-u Ahmed'le münevver
Egerçi sen seni bildinse Salih
Bilirsin ki muhayyersin muhayyer
Açıklamalar
Zât-ı mutahhar: Tertemiz kişi.
Müyesser: Nasip.
Cemî-i enbiyâ: Nebilerin hepsi.
Cüz: Kısım, parça (irade).
Muammer: Yaşayan, gerçek yaşayışa ulaşan.
Yed-i kudret: Kudret eli.
Musavver: Tasvir olunan, resmi yapılmış.
Nahnu kasemnâ: Sûre-i Zuhruf, ayet: 32.
Mukadderatı bilen ve gören sensin.
İlticâ: Sığınma.
Server: Baş, önder.
Nisbet: Bağlılık.
Meşâm: Burun.
Bûy-u muattar: Güzel koku.
Sanduka: Kasa, kap.
Pend-i Attâr: İran'lı büyük arif ve şair Feridüddin Attar'ın "Pendname" isimli emsalsiz nasihat ve hikmet kitabı.
Rumûz-u nokta: "İlim bir noktadır" (Hadis).
"Küntü kenz": "Gizli hazine" (Hadisi kudsi).
Nakkâş: Nakşeden, sanatkâr.
Olar: Onlar.
Münevver: Nurlanmış, aydınlanmış.