Âşık-ı sâdıkları sen gayrıya kılma kıyâs
Bâğ-ı vahdet güllerine anlar olmuştur şinâs

Kesret içre bil şühûdu bunların vahdet-durur
Nefha-i Rahmânî'den almış kamusu iktibâs

Zeyd ile Amr'ı bırakıp mekteb-i irfâna gel
Şübheden kurtul sözüme eyler isen iltimâs

"Ahsen-i Takvîm" rumûzun anladınsa zâhidâ
"Küntü kenz" in mebde'i bu aşka olmuştur esâs

Pîr-i Sâmî Hazretine var yürü âşık isen
Zulmeti ref eyleyip kalbinde koymaz kir ü pas

Salihâ ahvâl-i aşkı gel yeter fâş eyledin
Ehl-i aşkın sözlerini çekemezler işbu nâs


Açıklamalar

Şinâs: Aşina, yakın, tanıdık.

Kesret: Çokluk; varlıkların görünüşteki çeşitliliği.

Şühûd: Şahitlik, görme; hakikati idrak etme.

Nefha-i Rahmânî: İlâhî nefes, Allah'ın rahmetinden gelen manevi esinti.

İktibâs: Aynen alınma, faydalanma.

Zeyd-Amr: Arapçada örnek olarak kullanılan isimler; burada belirli kişiler değil, insanları ifade eden sembolik isimlerdir.

İltimâs: Tutma, rica etme, isteme.

Zâhidâ: Ey zahid; kaba sofu, sadece zahirî ibadetle meşgul olan kimseye hitap.

Rumûz: İşaretler, gizli anlamlar.

Küntü kenz: "Ben gizli bir hazine idim..." anlamındaki kudsî hadise işaret; ilâhî tecellinin başlangıcını ifade eder.

Zulmeti ref etmek: Karanlığı kaldırmak, gönüldeki manevi engelleri gidermek.

Ahvâl-i aşk: Aşk halleri, aşkın yaşattığı manevi durumlar.

Fâş eylemek: Açıklamak, ortaya çıkarmak.

Nâs: Halk, insanlar.