Zelîl-i âciz-i abd-i Hudâ'yem
Tarîk-i Nakşibend'e cân fedâyem
Muhibb-i çâr-ı yâr-ı Mustafâ'yem
Tarîk-i Nakşibend'e cân-fedâyem
Der-i Sâmî'de bir kemter gedâyem

Ömür sermâyesin verdim hebâya
Mukârin olmadım Âl-i Abâ'ya
Habîbullah'a geldim ilticâya
Tarîk-i Nakşibend'e cân-fedâyem
Der-i Sâmî'de bir kemter gedâyem

Ki ben bir andelîb-i kudsiyânım
Bilinmez kande kaldı âşiyânım
Bu âlemde garîb-i nâtüvânım
Tarîk-i Nakşibend'e cân-fedâyem
Der-i Sâmî'de bir kemter gedâyem

Kalemden şak olup seyrâne geldim
Bulut yağmur olup ekvâne geldim
Nebât hayvân olup insâne geldim
Tarîk-i Nakşibend'e cân-fedâyem
Der-i Sâmî'de bir kemter gedâyem

Zuhûratım Muhammed'den Ehad'den
Bu kesret âlemi hubb-u Samed'den
Halâs et bizleri şâhım kemendden
Tarîk-i Nakşibend'e cân-fedâyem
Der-i Sâmî'de bir kemter gedâyem

Bekâ sultanlarının kullarıyız
Hakîkat bâğının bülbülleriyiz
Şahâdet âleminin erleriyiz
Tarîk-i Nakşibend'e cân-fedâyem
Der-i Sâmî'de bir kemter gedâyem

Tarîkat cümle haktır olma zâği
Ki dört misbâhı var birdir çerağı
O misbâhın on ikidir budagı
Tarîk-i Nakşiben'de cân-fedâyem
Der-i Sâmî'de bir kemter gedâyem

Dolaştım âhiri bu hâna geldim
Bir ednâ Salihem ihsâna geldim
Pîrimin pâyine kurbâna geldim
Tarîk-i Nakşibend'e cân-fedâyem
Der-i Sâmî'de bir kemter gedâyem


Açıklamalar

Hüda'nın aşağılık, aciz kuluyum.

Dört dostu severim (Ebubekir, Ömer, Osman ve Ali r.a.).

Sami'nin kapısında aciz bir dilenciyim.

Hz. Resul'ün abasına aldığı (Hz. Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin r.a.) lara yakın olmadım.

İlticâ: Sığınmak.

Andelîb-i Kudsiyân: Mukaddes bülbül (mürid).

Âşiyân: Yuva.

Nâtüvân: Zayıf, kuvvetsiz.

Kalemden parçalanıp gezinmeye geldim.

Kement: Bağ, ayak bağı.

Zâğı: Karga, karga gibi.

Misbâh: Işık, lamba.

Ednâ: Aşağılık.

Pây: Ayak.