Tecellî olsa bir kula hakîkat aşk-ı Sübhânî
Ne hikmettir atar taşlar bulara kavm-i süfyânî

Dedim ey mihribânım geç bu miskînin günâhından
Dedi niçin günâh ettin utanmadın İlâhından

Dedim yandı bu Salih gör cihân tutuştu âhından
Dedi benden ne istersin dile püştü-penâhından

Dedim hüsnüne mağrur olma kim bir hûb cemâlin var
Benim de her seher ihrâk eder ism-i celâlim var

Dedim "dersin benim derdimden ağlar çok zelîlim var"
Benim mülk-ü bekâya cezb eder pîrim delîlim var"

Dedim "dersin benim la'l-i lebimde çok gülâbım var"
Ki ben bir ayn-ı derdim kim yürek kanı şarâbım var

Eğer dersen "gıdâmız rûz u şeb şehd ile helvâdır"
Huzûr-u pîre vardıkta bizim de mennüs helvâdır

Eğer dersen "bizim sevdiğimiz la'l ü mücevherdir"
Bizim de Hazret-i şeyhim Muhammed Sâmî serverdir

Meded şeyhim mülâkat eyle bu nefsim ile rûhum
Bir ednâ Salihem sensin dilimde ism-i memdûhum


Açıklamalar

Kavm-i süfyânî: İsyancılar topluluğu.

Mihribân: Sevgili.

Püştü-penâh: Sığınacak yer, melce, intisab ettiği şeyh.

Hûb cemâl: Güzel yüz.

İhrâk: Yakma, kavurma.

Zelîlim: Günahım.

Mülk-ü bekâya cezbeder: Baki, ölümsüz mülke çeken.

La’l-i lebimde çok gülâb: Kırmızı dudağımda çok gülsuyu var. (Sohbetim gülsuyu gibidir).

Şehd ile helvâ: Bal ile helva.

Mennüs helvâ: Bıldırcın kebabı ile kudret helvası. (Bakara; 57, Araf; 160, Taha; 80 ayetlerine işarettir.)

Server: Başkan.

Mülâkat: Karşılık.

Ednâ: Pek aşağı, alçak.

Memdûh: Öğülmüş.