Vuslat-ı cânân için biz cümleden dûr olmuşuz
Biz harabât ehliyiz sanma ki mamûr olmuşuz
Nefhamız Âdem demidir sun-u Mevlâ bizdedir
Dest-i kudret dört anâsır ile tahmîr olmuşuz
Nûr-u Ahmed'den açılmış zerre-i hâlisleriz
Hem sıfât-ı Çârıyârân ile tamîr olmuşuz
Sıdkımız Sıddîk'tan alıp âdili Fârûki'den
Zî-hayâ Zinnûreyn'den hulkı tenvîr olmuşuz
Zi-sehâ hilmi Aliy-yi Haydar-ı arslan-sıfat
Nefs-i mârın bağrını yarmakta Mansûr olmuşuz
Âşıka aşkın şarâbı yüreğinin kanıdır
Gece gündüz biz anı içmekte mahmûr olmuşuz
Bir takım beyhûde sözler Hakk'ı bilmez kârıdır
Her sıfâttan zâtını görmekle mesrûr olmuşuz
Pîr-i Sâmî'dir mürebbim sırr-ı Hakk'ın mahremi
Mâsivânın illetinden cümle tathîr olmuşuz
Hazret-i Pîrin yedinden mest edelden Sâlihâ
"Mûtû kable entemûtû" ile tebşîr olmuşuz
Açıklamalar
Dûr olmak: Uzaklaşmak, uzak kalmak.
Harâbat: Harabeler, viraneler.
Nefha: Nefes.
Sun-u Mevlâ: Allah vergisi.
Dest-i kudret: Kudret eli, Allah'ın işi.
Tahmîr olmak: Mayalanmak, yoğrulmak.
Zerre-i hâlis: Saf zerre, temiz esas.
Sıfât-ı Çârıyârân: Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali'nin güzel sıfatları ile sıfatlanmak.
Sıdk: Sadakat, doğruluk.
Zî-hayâ: Haya sahibi.
Zinnûreyn: Hz. Osman; iki nur sahibi.
Zi-sehâ hilm: Cömertlik ve yumuşak huylu olmak.
Aliy-yi Haydar: Allah'ın arslanı Hz. Ali.
Nefs-i mâr: Yılan nefis.
Mahmûr: Süzgün, sarhoş; aşkın tesiriyle kendinden geçmiş.
Mesrûr: Sevinçli, mutlu.
Mürebbi: Terbiye eden, yetiştiren.
Sırr-ı Hakk'ın mahremi: Allah'ın sırrını bilen, ilâhî hakikatlere vâkıf olan.
Tathîr: Temizleme, arındırma.
Mest: Eli ile sıvama, mesh etme.
"Mûtû kable entemûtû": "Ölmeden önce ölünüz." Nefsin kötü arzularından kurtulup manevî dirilişe ulaşmayı ifade eder.
Tebşîr: Müjde.