Meclis-i nâdânı terk et sohbet-i dânâya gel
Lâ'yı iskât eyle şâhım mazhar-ı illâya gel

Doğru dervîş olmayan dil şehrine şâh olamaz
Yâre kesret perdedir geç vahdet-i kübrâya gel

Sor harâbât ehline âşıkların ahvâlini
Nefsi katl et terk-i terk et menzil-i bâlâya gel

Kalbini eyle musaffâ Hâlik'in manzûru ol
Yan muhabbet âteşine cevher-i yektâya gel

Giy melâmet hırkasını kimseden âr eyleme
Keştîbânsız bin vücûdun fülküne deryâya gel

Sil gönül put-hânesinden mâsivânın nakşını
Pâk edip beyt-i Celîl'i rü'yet-i Mevlâ'ya gel

Hem ledünnî ilmini bilmek dilersen tâlibâ
Pîr-i Sâmî Hazretinden okuyup imlâya gel

Nokta-i vahdette haşr olmak dilersen Salihâ
Cevher-i aslın düşün bir sen sana Me'vâya gel


Açıklamalar

Meclis-i nâdân: Cahiller meclisi.

Sohbet-i dânâ: Bilginler, âlimler sohbeti.

Lâ'yı iskât etmek: “Lâ” (yokluk, reddetme) makamını susturmak; tasavvufta nefsi ve inkârı aşarak “illâ” hakikatine yönelmek.

Mazhar-ı illâ: “İllâ” sırrına erişen, Allah’ın birliğinin tecellisine mazhar olan.

Kesret: Çokluk, dünya ve Allah dışındaki varlıklarla meşgul olma.

Vahdet-i kübrâ: Büyük birlik; hakikat ve Allah’ın birliği.

Harâbât ehli: Aşk ve irfan yolunda olan kimseler.

Nefsi katletmek: Nefsin kötü arzularını yok etmek, terbiye etmek.

Terk-i terk: Terk etmeyi de terk etmek; benlikten tamamen sıyrılmak.

Menzil-i bâlâ: Yüksek makam, yüce derece.

Musaffâ: Saf, temiz, arınmış.

Hâlik'in manzûru: Allah’ın nazar ettiği, bakışına mazhar olan.

Cevher-i yektâ: Tek ve eşsiz inci; benzersiz değer.

Melâmet hırkası: Kınanmaktan çekinmeden hak yolunda bulunma hali.

Keştîbân: Kaptan, gemiyi yöneten kişi.

Fülk: Gemi.

Mâsivâ: Allah’tan başka her şey; dünya bağlılıkları.

Beyt-i Celîl: Allah’ın evi, Kâbe.

Rü’yet-i Mevlâ: Allah’ı görme, ilâhî tecelliyi müşahede etme.

Ledünnî: İlâhî kaynaklı, manevi ve kalbe doğan ilim.

Tâlib: İsteyen, talep eden, mürid.

İmlâ: Okuyup yazmayı öğrenme; burada ilâhî ilmi öğrenme anlamında kullanılmıştır.

Nokta-i vahdet: Birlik noktası, tevhidin özü.

Haşr olmak: Toplanmak, birleşmek.

Cevher-i asl: Asıl cevher, insanın hakikati.

Me’vâ: Sığınak, cennet.