Yetiş ey keştibânım bir derin deryâya düştüm ben
Meded gavvâsım ol kim bî-amân dalgaya düştüm ben
Ne bir sâhib-vekâr oldum ne bir kimseye yâr oldum
Kocaldım ihtiyâr oldum ne bir hemtâya düştüm ben
Bilen yok hasb-ı hâlimden usandım tatlı cânımdan
Cüdâyım âşiyânımdan şeb-i gayyâya düştüm ben
Şikâr almaklığa cânân ilinden azm-ı râh ettim
Hemân kendim şikâr oldum kemend ü yâya düştüm ben
Ezelden âşinâ-yı yâr iken vahdet sarâyında
Anâsır bendine mağlûb olundum pâye düştüm ben
Bu nefs uykudan uyandı gelip emmâre dayandı
Anın rengine boyandı yedi süflâya düştüm ben
Belâ-keş olmağı menden gelip öğrensin âşıklar
Yürek kanı şarâbımdır çetin sevdâya düştüm ben
Nazar kıldım ki bu ekvân kamusu âlet-i Rahmân
Oturmuş tahta bir sultân "mim" ü "dâl" "hâ" ya düştüm ben
Melâik ins ü cin yeksân kamu hizmettedir her an
Eder seyyâreler devrân aceb hulyâya düştüm ben
Gelüben âlem-i amâdan esmâlar olur ayân
Muhammed'den zuhûr eyler gül-ü hamrâya düştüm ben
Kamu esmâya mazhardır o mir’ât-ı müsemmadır
Bu bir özge muammâdır katî ahfâya düştüm ben
Ebül-Ervâh O’dur Akl-u Kalem cümle Muhammed'dir
Ahadden vâhidiyyettir "elif"den "bâ"ya düştüm ben
Şükûfelerdeki bûylar A’nın ıtrı değil midir
Beni mest eyledi medhuş olup rüyâya düştüm ben
Mukayyed anladım "lâ"yı çü bildim mutlak "illâ"yı
Bıraktım kuru davayı dem-i Yahyâ'ya düştüm ben
Yüzü nakş-ı hayâl imiş özü bir başka hâl imiş
Bilen ehl-i kemâl imiş söz-ü hercâya düştüm ben
Bu halkın çoğu kâl ehli kimi olmuş vebâl ehli
Katî azdır kemâl ehli yalan davâya düştüm ben
Arayıp derdime dermân kıluben nâle-i hicrân
Gezerken zâr u ser-gerdân mey-i sahbâya düştüm ben
Cemî-i ilme şâmildir dahi ilmiyle âmildir
Pîrim mürşid-i kâmildir yüzü bedrâya düştüm ben
Zamânın Ol’dur imâmı Muhammed Pîrimin nâmı
Olubdur mahlâsı Sâmî Yed-i Beyzâ’ya düştüm ben
Yüzüm yoktur huzurunda varıp arz etmeğe hâlim
Adûler aldı dil şehrin yaman gavgâya düştüm ben
Pîrimin vâridâtıdır zuhûr eden dehânımdan
Hakîkat şemsine karşı hemân bir sâye düştüm ben
Muînim destigîrim ol katî dar hâldedir Salih
Senin bir zerre nûrundan bu cisme mâye düştüm ben
Açıklamalar
Keştibân: Gemici, kaptan.
Gavvâs: Yüzücü, dalgıç.
Bî-amân: Amansız.
Sâhib-i vekâr: Vekarlığın (ağırbaşlılık) sahibi.
Hemtâ: Eş, eşit, benzer.
Cüdâ: Ayrı.
Âşiyân: Yuva, ev, barınak.
Şeb-i Gayyâ: Karanlık kuyu.
Şikâr: Av.
Azm-ı râh: Yola düşmek, yola çıkmağa niyet etmek.
Âşinâ: Tanıdık, bildik.
Anâsır bendi: Su, hava, toprak, ateş bağı.
Pâye: Ayak.
Emmâre: Emreden nefis.
Yedi süflâ: Nefsin yedi şekli.
Ekvân: Yaratıklar.
Âlet-i Rahmân: Rahman'ın aleti.
“mim” “dâl” “hâ”: Eski yazıda hamd kelimesinin yazılışını kast ederek hamd ettiğini söylüyor.
Melâik ins ü cin: Melekler, insanlar ve cinler.
Yeksân: Bir, beraber.
Seyyâre: Yıldız, gezegen.
Hulyâ: Hayal, kuruntu.
Âlem-i amâ: Cisimler yaratılmadan önceki zaman.
Esmâ: İsimler.
Ayân: Belli, açık.
Gül-ü hamrâ: Kırmızı gül.
Mazhar: Çıktığı yer.
Mir’ât: Saf ayna.
Muammâ: Karışık, sır, manası zor anlaşılır şey.
Ahfâ: En gizli.
EbüI-Ervâh: Ruhların Anası.
Ahad: Tek, bir.
Vâhidiyet: Teklik, birlik.
Şükûfe: Çiçek.
Bûy: Koku.
Medhuş: Dehşete düşme.
Mukayyed: Kaydedilmiş, kayıtlı.
Dem-i Yahya: Hz. Yahya aleyhisselâmın zamanı.
Hercâ: Birbirini tutmayan.
Kâl ehli: Söz ehli.
Nâle-i hicrân: Ayrılık iniltisi.
Zâr u ser-gerdân: Başıboş ağlar gezer.
Mey-i sahbâ: İçki masası.
Cemî-i ilm: Bütün ilimler.
Şâmil: İçine alan, kaplayan, çevreleyen.
Âmil: Amel eden.
Bedrâ: Ayın ondördü gibi.
Mahlas: Takma ad.
Yed-i Beyzâ: Hz. Musa'nın mucizelerinden. (Elini koltuk altına sürünce ışık vermesi).
Adû: Düşman.
Dil şehri: Gönül.
Vâridât: Gelir, kazanç.
Dehân: Ağız.
Şems: Güneş.
Sâye: Gölge.
Muîn: Yardım eden (Hz. Allah).
Destigîr: Elinden tutan, yardımcı.
Mâye: Mâya, asıl.