Bize deryâ-yı vahdetten haberler söyleyen gelsin
Hakîkat güllerin görüp bizi mest eyleyen gelsin

Ne bilsin hâl-i aşkı mekteb-i irfâna girmezse
Bu meydân-ı muhabbettir başın top eyleyen gelsin

Sarardı gül yanaklar semm-i mârın şerbetinden gör
Şarâb-ı aşk budur şâhım bugün nûş eyleyen gelsin

Boyandı kana dil şehri kuruldu Kerbelâ cengi
O yâre karşı cânın teşne-kurbân eyleyen gelsin

Kelâm-ı ehl-i taklîdi neder ehl-i muhakkıklar
Maârifle özün deryâ-yı irfân eyleyen gelsin

Pîr-i Sâmî gibi şâhın eşiğine koyup başın
Velîler gönlüne gir kulu Sultân eyleyen gelsin

Göz ile dil kulak kapıların bend eylegil Salih
Eriş kalb-i selîme kuş dilini söyleyen gelsin


Açıklamalar

Deryâ: Deniz.

Vahdet: Teklik, birlik. Eşi ve benzeri olmama hali. Allah’ın sıfatı.

Mest: Sarhoş, kendinden geçmiş aşk sarhoşu.

Hâl-i aşk: Dervişlerin cezbesi, baygınlığı, coşkunluğu, derdi, kederi.

Mekteb-i irfân: İrfan mektebi.

Meydân-ı muhabbet: Muhabbet meydanı (Dergah).

Semm-i mâr: Yılan zehri.

Nûş eylemek: İçmek.

Dil şehri: Gönül.

Kerbelâ: Irak'da Hz. Hüseyin'in şehid edildiği yer.

Ceng: Savaş.

Teşne: Susamış, çok istekli.

Kelâm-ı ehl-i taklîd: Taklid ehlinin sözü.

Ehl-i muhakkık: Tahkik ehli, yanlışı doğrudan ayıranlar.

Maârif: İrfan hasıl eden.

Bend: Bağ, bağlama, rabıta.

Kalb-i selîm: Sağlam, kusursuz, doğru kalb.