Sebeb-i necâtım Hazret-i Sâmî
Esîr-i nefs etme dünyâya bizi
Hercâi nefsimin çoktur sitemi
Salar günden güne gavgâya bizi
Hubb-u Rüstem'imi bend et pâyine
Fırsat verme bu emmâre hâine
Bugünkü ihsânı koyma yarine
Düşürme sultânım ferdâya bizi
Teveccüh olunca herbir ihvâna
Mürde kalblerimiz gelirler câna
Murg-u cânlar başlar âh u figâna
Çıkar bu berzahdan bâlâya bizi
Senin himmetlerin bize yâr iken
Vâridâtın cümle gülizâr iken
Şâhım gibi Mevlânamız var iken
Bend etme bir gayrı Leylâ'ya bizi
Mâsivâdan ref' eyleyip gönlimi
Cemâline müştâk ettin aynimi
Evlâd u ıyâlden kesip meylimi
Düşürdün bir aceb sevdâya bizi
Âriflerin kıyâmeti dâimdir
Kulûbu hep mâsivâdan sâimdir
Biz gaflette isek pîrim kâimdir
Bırakmaz berzah-ı süflâya bizi
Kalmadı gönlümün sabrı ârâmı
Mürüvvet bâbından eyle keremi
Burda temiz eyle her bir davâmı
Bırakma mahşer-i kübrâya bizi
Aşkına Hazret-i Pîr-i Tâgî'nin
Reis-i evliyâ din çerâğının
Hakîkat bahrinin çâr ırmagının
Keştibân eyle o deryâya bizi
Al benligimizi gitsin irâde
Arz eyle cemâlin irgür murâde
Vasıtamız sensin işbu arâde
Eriştir menzil-i âlâya bizi
Kibrit-i ahmerdir şeyhin nefesi
Yakar dil şehrinde bırakmaz pası
Berâberdir Pîr-i Tâgî Mevlâsı
Dâim cezb ederler me'vâya bizi
Cânım fedâ olsun Resûlullâh'a
Bizi kabûl etti âli dergâha
Emr eyledi şeyhim Muhammed Şâh'a
Çıkardı zulmetten bedrâya bizi
Pîr-i Tâgî ile hem Seyyid Tâhâ
Kabûle sebebdir anlar bu râha
İlticâ edelim Sıbgatullah'a
Kendi boyasıyla boyaya bizi
Bâis-i hayâtım Pîr-i Sâmî'dir
Şefî'-i usâtım Pîr-i Sâmî'dir
Dilimde evrâdım Pîr-i Sâmî'dir
O'dur cezb eyleyen buraya bizi
Salihem sıdk ile girmişem yola
Andelîb olmuşam bir gonca güle
Hâlim arz edemem Allah'a bile
Belki kılmış derde sermâye bizi
Açıklamalar
Sebeb-i necât: Kurtuluş sebebi.
Esîr-i nefs: Nefsin esiri.
Hercâi: Kararsız, sebatsız.
Hubb-u Rüstem: Kuvvet ve madde sevgisi.
Ferdâ: Yarın, kıyamet.
Mürde: Ölü.
Murg-u cân: Can kuşu.
Berzah: Girdap.
Bâlâ: Yüksek.
Vâridât: İçe doğan, hatıra gelen.
Güzelliğine hasret ettin gözümü.
Kulûbu hep mâsivâdan sâimdir: Kalpler dünya sevgisine oruçludur, meyletmez. Sâim: Oruç.
Kâim: Ayakta duran, var olan.
Berzah-ı süflâ: Aşağı, adi meyiller.
Ârâm: Rahat, huzur.
Hakikat denizinin dört ırmağının.
Keştibân: Kaptan.
Arâ: Bölge, mıntıka.
Menzil-i âlâ: Şerefli yer.
Kibrit-i ahmer: Ele geçmez, ulaşılmaz, çok kıymetli.
Dil şehri: Gönül şehri.
Me'vâ: Yurt, mesken, makam.
Bedrâ: Ayın on dördüncü gecesi.
Râh: Yol.
İlticâ: Sığınma.
Bâis-i hayât: Hayatımın sebebi.
Şefî-i usât: Günahkârların şefaatçısı.
Evrâd: Vird edinilen, devamlı ve mecburi tekrarlanan.
Andelîb: Bülbül.