Hurûc et ebrûdan mâhım görem bir kez dilârâyı
Nice bir çekeyim şâhım yürekte ben bu yarayı

Yürek kanı şarâb oldu ciğer yandı kebâb oldu
Gönül şehri harâb oldu seni arayı arayı

Karârım kalmadı hergiz senin aşk-ı hayâlinden
"Visâl ender visâl" eyle alıp benden bu sevdâyı

Senin vuslat firâkından eğer bir sayha eylersem
Yıkar hep ber ile bahri eritir seng-i hârâyı

Götür yüzden hicâbını kılıp âşıkların bayram
Görüp rûyunda hem mâhı yesinler menn ü selvâyı

Dahi sen ibn-i Âdem'sin dem-i Îsâ'ya hem-demsin
Cemî-i derde merhemsin bilirsin her muammâyı

Ki sen ol nûr-u Ahmed'sin doğup burc-u saâdetten
İhâta eylemiş nûrun bütün dünyâyı ukbâyı

Seni bilmek kat'î güçtür seni bulmak kat'î güçtür
Seni görmek kat'î güçtür sen açmayınca arayı

Bu hüsnün âriyet şâhım senin bir özge hüsnün var
Esîr-i zülfüne bend et görek biz de o bedrâyı

Seni ben bilirim ey cân ne cevher ma'denindensin
Anâsır sâye-bânındır gezersin zîr ü bâlâyı

Hemân bir lahza sağ olmak bana sensiz harâm olsun
Dilemem serteser versen kamu hep mülk-ü Dârâ'yı

Revâ mıdır eyâ mahbûb bu unsur hânesinde men
Senin müştâkın olmuşken çekem bu denli belâyı

Bu denli arz-ı hâl etmek sana ben bî-edebdendir
Bilirken her bir ahvalim ederim yine şekvâyı

Zaîf abdem bu arada düşüp âh ile feryâda
Gelip sen sâhib-irşâda dilerim çok atâyâyı

Muhammed Sâmî’yi server var iken sen gibi rehber
Düşer mi şânına dilber aratmak bana Leylâyı

Ki gelmekten garaz bilmem nedir bu âlem-i kevne
Bize esbâbını bildir bırakıp dâr-ı me'vâyı

Murâdın bizleri kurtarmak ise bend-i ejderden
Eşeddi yokdurur bundan çekem bu kahr-ı süflâyı

Recâsı budurur senden bu Salih abd-i miskînin
Eriştir vuslat-ı yâra sevindir bu bî-hemtâyı


Açıklamalar

Hurûc etmek: Çıkmak.

Çık buluttan ey ay, sevgilimi bir göreyim.

Hergiz: Asla.

Visâl ender visâl: Kemaliyle kavuşma.

Vuslat: Birleşme.

Firâk: Ayrılık.

Sayha: Bağırma, nara atma.

Yakar hep deniz ve karayı, eritir taş ve kayayı.

Seng-i hârâ: Pek sert taş, kaya.

Bakara, Taha ve A'râf sûrelerindeki ayetlere işarettir.

Sen Âdem'in oğlu ve Hz. İsa'nın nefesi gibisin.

Muammâ: Çözülmesi zor işler.

İhâta: Kuşatmak.

Ukbâ: Ahiret.

Âriyet: Ödünç, iğreti.

Anâsır: Toprak, su, hava ve ateşten oluşan unsurlar.

Sâye-bân: Gölgelik.

Lahza: An.

Serteser: Baştan başa.

Darâ'nın devletini baştan başa versen istemem.

Ey sevgili, bu unsurlar evinde beni bela içinde alıkoyman sana yakışır mı.

Şekvâ: Şikâyet.

Zaîf abd: Zayıf kul.

Sâhib-irşâd: İrşad sahibi, mürşid.

Atâ: Bağışlama, ihsan.

Âlem-i kevn: Varlık âlemi.

Esbâb: Sebepler.

Dâr-ı me'vâ: Sığınılacak yer, ev.

Bend-i ejder: Ejderha bağı, nefs-i emmâre.

Süflâ: Sefil, aşağı.

Eşed: En şiddetli.

Abd-i miskîn: Zavallı kul.

Bî-hemtâ: Günahı çok, eşsiz derecede kusurlu.