Hüsnün diyârından eyledin cüdâ
Bize harâm ettin illerimizi
Kangı şükûfeye oldumsa şeydâ
Koymadın sunmağa ellerimizi

Meydân-ı hüsnünde oynatırsın at
Ne diyârdan geldin ey hûrî-sıfat
Cihânın şâhların hep eyledin mat
Kırdın kanat ile kollarımızı

Kaşların mihrâbdır gözlerin hatîb
Demlerin hayâttır leblerin tabîb
Yanağında feryâd eyler andelîb
Rakîbler dermesin güllerimizi

Vechinde yazılmış Sebul-Mesânî
"İnnâ fetahnâ" dan verir nişânı
Âfitâb-ı hüsnün yandırır cânı
Zülfün sed eylemiş yollarımızı

Hazret-i Sâmî'den giymişem tâcı
"Ve'd-Duha" yüzüdür "vel-Leyli" saçı
Olmak isteyenler fırka-i nâcî
Ziyâret eylesin pîrlerimizi

Yeter ettin bu Salih'e itâbı
Bir zaman gösterdin yevmül-hisâbı
Şimdi arz eylersin ümmül-kitâbı
Büsbütün lâl ettin dillerimizi


Açıklamalar

Hüsnün diyârı: Güzellik diyarı.

Cüdâ: Ayrılmış.

Şükûfe: Çiçek bahçesi.

Kangı: Hangi.

Şeydâ: Divane. Aşktan aklını kaybetmiş.

Meydân-ı hüsn: Güzellik meydanı.

Hûrî-sıfat: Cennet kızı gibi.

Dem: Soluk.

Lebler: Dudaklar.

Yüzünde Fatiha sûresi yazılmış.

"Biz sana fethi müyesser kıldık" (Fetih; 1).

Âfitâb-ı hüsn: Güneş gibi güzellik.

Sed eylemek: Tutmak, çevirmek.

Duha ve Leyl sûreleri.

Fırka-i nâcî: Sünniler, kurtulmuşlar fırkası. Ehli sünnet.

İtâb: Azarlama.

Yevmül-hisâb: Hesap günü, kıyamet.

Ümmül-kitâb: Fatiha sûresi.