Page 268 - Gülden Bülbüllere Teveccüh Sohbetleri - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 268

266                                                          Gülden Bülbüllere

          —Şeyh efendini mi çok seviyorsun yoksa İmam-ı A’zam’ı mı? O da demiş ki:
          —Hocam eğer doğru söyleyecek olursam, Şeyh efendimi çok seviyorum, demiş.
          Hoca çok celallenmiş, bunu o kadar tenkit etmiş ki… Hoca da haklı, tabii bilmediği
          için.
                 Geçmeyenler bilmez çarh-ı çenberi

                 İçmeyenler bilmez âb-ı Kevseri
          Her ne kadar hoca olmuş ama o dervişteki ilim, o müritteki ilim onda yok. İnsanlarda
          kalp ilmi vardır. Bir insan zâhirde ne kadar ümmi olursa olsun, hiçbir şey bilmesin,
          eğer ledünni ilmini Cenabı Hak ona ihsan etmişse okumuşsa, hocanın ilmi  onun
          ilminin yanında yok olur.

          İşte öyle deyince hoca efendi celallenmiş.
          —Ne demek?  İmam-ı A’zam  İslam'ın nurudur. Onun kadar daha büyük bir âlim
          gelmemiş. Onun kadar daha İslam’a hizmet gören olmamış. Nasıl sen Şeyh efendini
          ondan çok seviyorsun? Demiş.
          Bunu tenkit etmiş, çok azarlamış. Ama ayrıldıktan sonra hoca,  içinde bir acı duymuş.

          —Ya ben bu dervişi bu kadar azarladım da bu hiç cevap vermedi, acaba niye hiç cevap
          vermedi? Demiş.

          Tekrar hoca onun gönlünü almaya gitmiş.
          —Bana hakkını helal et, ben sana çok sert konuştum, demiş. O da:
          —Hocam sen bana sormadın niçin şeyhini fazla seviyorsun? İmam-ı A’zam İslam'ın
          nuru sen niye bunu fazla seviyorsun? Demiş.
          —O da sorayım peki, niye sen daha fazla seviyorsun? Demiş. O da:
          —Hocam kırk senedir  İmam'ı Azam'ın mezhebi ile amel işliyorum, bir ahlakım
          değişmedi. Kırk gündür  şeyhimi tanıyalı birçok  ahlakım değişti. Onun için,  niye
          sevmeyeyim? Demiş.

          Onun için efendiler! İşte Evliyâullah’ın da iki yönü var ama zâhirine uyacağız. Onun
          için rabıta nuru var, velâyet nuru var. Aşikâr olan rabıta nurudur, yani zâhirde olan
          mübarek görüntüsü, ahlakı ile ameli ile yaşantısı ile herhangi bir şeyiyle olan görüntüsü.
          Ama velâyet nuru var ki o görülmez. İşte ruh oradan faydalanıyor. Bu cezbe oradan
          geliyor. Yoksa Evliyaullah’ın zâhirini münkirler de görüyorlar, değil mi? İnanmayanlar
          da görüyorlar, inanan mürit de görüyor. Ama niye müritte  bu hareket var?  Niye
          müritte bu Evliyâullah’a karşı büyük bir sevgi var, bu saygı var? Çünkü onun ruhuna
          bu iltifat oluyor.

          Evliyaullah’ın rabıta nuru var. Rabıta nuru zâhirini ihâta etmiştir, nefsini ihâta etmiştir.
          Nefsini terbiye ediyor. Onun için Cenabı Hak “Sadıklarla olun.” buyuruyor.
          “Sadıklarla olun.”un iki manası var.  İlmi ile âmil olan âlimle dost olun ki ondan
          bilmediklerinizi öğrenesiniz. Fakat  yine ilmi ile  âmil olan meşayihtir. Muhakkak
          tasavvuf ehli olmazsa ilmi ile âmil olamaz. Evet, ondan yararlanacak fakat  bir de
   263   264   265   266   267   268   269   270   271   272   273