Page 509 - Gülden Bülbüllere Teveccüh Sohbetleri - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 509

510                                                          Gülden Bülbüllere

          Ama marifete geçenler ki (ama hepsi geçemez) ondan daha yüksek olurlar. Marifete
          geçenler Allah’ın zât nuruna ulaşıyorlar.

          Evet, Allah’ın üç nuru var: esma nuru, sıfat nuru, zât nuru. Esma nuru isimlerden
          tecellî eder. Hepimizin, Allah’ın ismi var. Esma nuru Allah’ın Cenabı Hakk’ın bin bir
          ismi var. Bin bir ismi ile Allah zikredilir. Kul hangi ismiyle zikrederse o ismi kulun
          kalbinde tecellî edecektir.
          Ama yalnız Allah’ın bin bir ismi var, bir de doksan dokuz esma-yı hüsna var, bir de
          Allah’ın zâtına mahsus olan tek bir isim var, o da Lafza-i Celal.

          Bin ismi sıfatlarının ismi,  Lafza-i Celal  ise zâtının ismi. Bu lafza insanların kalbinde
          yazılıdır. Cenabı  Hak “Nahnü akrabü, kulum ben sana  şah damarından daha
          yakınım.” 23  buyuruyor.
          Şah damarı insanların kalbinde merkezi bir damardır. O durunca bütün damarlar
          durur, insan da yok olur, gider. Ama bütün damarlar oraya bağlı, o kalpte birleşiyor.
          “Kulum ben sana şah damarından daha yakınım” ayeti kerimesi öyleyse kimler için bu?

          Sevenler içindir. Olsa da biz velî değiliz. Bizde de var, ama bizde çorlanmış.
          Neye  benzer  bu biliyor musunuz? Hani  bu kasetler, filmler var ya  veyahut da  ışığa
          tutuyorlar, makineye koyuyorlar, koymadan görünmüyor. Ama o makineye koyulunca
          onda büyük şeyler çıkıyor, orada vücutlar görülüyor, sesler çıkıyor. Hâlbuki nerede o
          alet, onlar nereden çıkıyor? İşte o filmi makineye koyuyorlar, makine onu gösteriyor.
          “Allah” göğsümüzde, kalbimizde yazılmış görünmüyor. O canlanır.

          Ne zaman ki canlanırsa… Neyle canlanır? Neyle aşikâr olur?
          Esma nur çeke çeke çeke canlanır, varlığından kurtulur.

          Hazreti Musa’nın dağdan doğan kendi varlığıydı. Kelamı kibarda da öyledir:
                 Varlık dağın delmeyen
                 Ağlar iken gülmeyen

                 Şeyhini Hak bilmeyen
                 Düşer hüsrâna sâkî

          Bir de buyuruyor ki:
                 Bağırtlak gibi illerde gezip âvâre mi kaldın
                 Olup Ferhad bu benlik dağını deldin mi sen Sâlih

          Evet demek ki benlik bizim için bir dağdır. Öyle  bir dağ ki yolumuzu kesmiş,
          aşamıyoruz, delemiyoruz.

          İşte o dağı delecek kim? Mürşittir.


          23  Kâf 50:16
   504   505   506   507   508   509   510   511   512   513   514