Page 137 - Gülden Bülbüllere Teveccüh Sohbetleri - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 137

Teveccüh Sohbetleri                                                    133

          Onun için tarikat, şeriattır; mürşit, şeriattır. Çünkü Kur’an-ı Kerim’de Hazret-i Allah’ın
          mürşide, rabıtaya işaret eden 36 yerde ayet-i kerimesi var. Ama başka te’vil ediyorlar,
          başka manaya alıyorlar.
          Ulemalar daha bu kadar güruh-ı evliya geçmiş, sayısını Allah bilir, bunlar hep ulema
          değiller miymiş?
          Bunlar  hep ulema imiş. Onlar ilmi daha çok  tamamen  merkezden almışlar.  İlmin
          kendisini okumuşlar. On iki ilim okumuşlar. Dört mezhepten malumlarmış.
          İmam-ı Azam gibi bir zât  bak ne buyuruyor: “levlâke senetân  heleke’n  Numan”
          buyuruyor. Bu ibare onun kelamıdır. Ölümüne iki sene kala diyor ki:
          —Ben Cafer-i Sadık’ın sohbetini dinlemeseydim,  bu ilmim beni kurtaramazdı. Bu
          ilimle dalalete düşerdim.

          Cafer-i Sadık kim oluyor?
          Cafer-i Sadık, o zamanın meşayihi.
          Cafer-i Sadık, on iki imamın altıncısıdır.
          Cafer-i Sadık, bizim silsilede geçiyor: “..Estü Caferi Tayfur”,

          Tayfur, Beyazıt-ı Bistami Hazretleri, Cafer de Cafer-i  Sadık hazretleri. Cafer-i Sadık
          imamlardan, yani evlad-ı Resul’den, Fatıma evlatlarından altıncı imamdır.  İmam-ı
          Âzam  Hazretleri onun zamanında yaşamış, onu tanımış, ona gitmiş, iki sene
          sohbetinde bulunmuş. Yani  ondan ders almış,  kendisini ona teslim etmiş ve
          babalığıymış da zâten. (Cafer-i Sadık İmam-ı Âzamın annesiyle evlenmiş.)
          Onun için tarikatsız olmuyor. Tarikatsız, insanların nimeti eksik oluyor. Cenabı Hak
          insanlara şeriat, tarikat, hakikat, marifet bahşetmiş.
          Ama  şeriatı  tekemmül etmezse, tarikatta hiç yer  vermiyorlar.  Eğer bir  insanın
          şeriatında kıl kadar eksiği olsa, onun tarikatta yeri yok, ona tarikatta yer vermiyorlar.
          Şeriatı tamam olacak.
          Ama şeriat cesetle, tarikat da ruh ile.

          Hak talibi; cismiyle şeriatta, aklı, ruhuyla tarikatta, sırrıyla ila vuslatta olacakmış.
          Hak talibi demek: Allah'ı dileyen.
          Zaten Allah'tan geldik, niye Allah'ı dilemeyelim?

          Biz yoktan var olduk değil mi? Kendi kendimizden mi var olduk? Yoktan var olduk,
          yine yok olacağız. Ama varlığımız nerden  geldi; yokluğumuz nereye gidecek?  Bunu
          bilmek lazım.
          İşte Allah'tan geldik, Allah'a gideceğiz. Ama Allah'tan gelen nedir? Allah'a giden nedir?
          Allah'tan gelen ruhumuz, Allah'a gidecek olan ruhumuzdur.

          Ruhun da vasıtası tarikattır, meşayihtir.
          Zâhirde ruhun  vasıtası  şeriattır. Çünkü  cisim yok  oluyor değil mi? Hepimiz bunu
          biliyoruz, görüyoruz. Bu cisim yok oluyor.
   132   133   134   135   136   137   138   139   140   141   142