Page 142 - Gülden Bülbüllere Teveccüh Sohbetleri - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 142

138                                                          Gülden Bülbüllere

          İşte öyle efendim Allah'a şükür, bin şükür, çok şükür, nihayetsiz şükürler olsun, bu
          teveccüh de bizim için büyük bir ameldir. Her tarikatta yoktur. Bizim tarikatımızda var.
          Ama çok büyük bir ameldir. Peygamber Efendimiz teveccüh de yapmıştır, bize
          sünnettir. Zaten tarikatın bütün  amelleri sünnettir. Ama  hangi sünnet? Gayr-i
          müekkede değil, sünnet-i müekkede olan bir sünnettir. Terki olmayan sünnetler
          gibidir.  Terki olan sünnetler de var, sünneti gayr-i müekkede.  Tarikatın amelleri
          sünnet-i müekkede olan  bir sünnettir. Fakat  bu dışarıya karşı böyledir  ama yaşayan
          için; hem sünnet, hem vacip, hem de farzdır.
          Niye bu böyle?
          Bakın bizde evvâbîn namazı var. Eğer bir Müslüman, tarikatlı bir kimse, buna (evvâbîn
          namazına) eğer tarikatın bir ameli olarak inanmışsa, farz namazı giderse,  akşam
          namazını terk ederse, evvâbîni de terk eder. Farz namazını kılabiliyorsa, onu da kılar.
          Hasta da olsa kılar, yolculukta da olsa kılar, seferde de, hazerde de, nerede nasıl olursa
          olsun kılar. Yalnız akşam namazını, insanlıktır, kaçırdı kılamadı, onu da kılamaz farkı
          ne olur o zaman? Akşam namazını kaza eder onu kaza etmez.
          Bu niye böyle?

          “Cenabı Hakk’ın indinde az da olsa devamlı yapılan amel makbuldür.”  Ama çok da
                                                                       9
          olsa ara sıra yapılan amel makbul değildir.
          İşte onun için bu tarikatın amelleri bütün, Peygamber Efendimiz’den geliyor. Bu ise
          zaten Tarikat-ı Muhammediye’dir.
          Tarikat-ı Muhammediye, Şeriat-ı Muhammediye var değil mi?
          Şeriat-ı Muhammediye nübüvveti, zâhir ulema, zâhir şeriatıdır.

          Tarikat-ı Muhammediye de Peygamberimizin velâyetinden gelendir. Velâyet yönüyle,
          velâyet yoluyla gelen, velâyetlerden, yani bâtından gelendir.

          Zâhir ulema var, bâtın ulema var.
          Zâhir ulema kim? Zâhir ulema hocalar, müftüler, vaizler.
          Bâtın ulema kim? Bâtın ulema da meşayihler.

          Fakat bunlardaki fark nedir?
          Bunlardaki fark, bâtın ulema ledünni ilmini okumuştur, zâhir ulema ledünni ilmi
          okumamıştır. Bâtın ulema o kitaptaki bildiklerini unutmuşsa (çıkarmışsa) ledünni ilmini
          okumuştur. Eğer unutmadıysa okumamıştır. Çünkü bu niye böyle oluyor?
          Veysel Karani Hazretleri’ne, Peygamber Efendimiz’in onun hakkında çok meth ü
          senaları var, ona “Ümmetin büyüğü” diyor. Hatta hadis-i şerifinde “Nefesü’l-Rahman
          gıbalil Yemen.”  buyuruyor. Halbuki Veysel Karani Hazretleri ile Peygamber
                        10
          Efendimiz zâhirde birbirlerini görmemişler, hiç görüşmemişler. Ama maneviyatta da




          9  İhya-i Ulumiddin C.2, S.332
          10  Ahmet Cemil Akıncı, Veysel Karani, S.13
   137   138   139   140   141   142   143   144   145   146   147