Page 143 - Gülden Bülbüllere Teveccüh Sohbetleri - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 143

Teveccüh Sohbetleri                                                    139

          bir saniye birbirlerinden ayrı değiller. Onun hakkında buyuruyor ki “Ümmetin en
          büyüğü, ümmetin en hayırlısı.”

          Veysel Karani Hazretleri’ne, Peygamber Efendimiz  vasiyet ediyor, “Hırkamı ona
          götürün.” diyor. Götüren kim oluyor?  Hazret-i Ali  Efendimiz’le  Hazret-i Ömer
          (radıyallahu anhum) Hazretleri. Hırkayı götürüp onu buluyorlar, hırkayı ona veriyorlar.
          Hırkayı almıyor. Diyor ki:

          — Bunun bir hakkı vardır, hakkını icra edeyim de ondan sonra, diyor.
          Ama Peygamber Efendimiz’in de emri var, buyuruyor ki: Arabistan’da, Hicaz
          bölgesinde iki kabile varmış, bunların koyunları çok imiş, Peygamber Efendimiz o iki
          kabileyi zikrediyor, “O iki kabilenin  koyunlarının, kıllarının adedince, Üveysin
          şefaatiyle benim ümmetimin asileri cehennemden kurtulacak.” buyuruyor.

          İşte bunu biliyor Veysel Karani. Hazret-i Ömer de Hazret-i Ali de tabii biliyorlar bu
          hadisi. Hadisler kimden alındı? Zaten onlardan toparlandı.

          Orada işte secdeye kapanıyor ve secdede Cenabı Hak’tan günahkar ümmeti diliyor,
          Peygamber Efendimiz’in ümmetinin günahkarlarının, Allah'tan affını diliyor. Bunun
          için uzun boylu orda kalıyor. Uyudu zannediyorlar veyahut da bayıldı zannediyorlar.
          Bunu kaldırmak istiyorlar, kaldırıyorlar, doğrulunca:

          —Niçin acele ettiniz? Biz hırkanın hakkını icra ediyorduk, hakkını ödüyorduk.
          Ümmet-i Muhammed’in günahkarlarının dörtte üçünü Allah'a affettirdim, geri kalan
          birini de affettirmek istiyordum, beni kaldırdınız, diyor.
          Şimdi buradan da ne  anlaşılıyor? Zâhirde Allah'ı görüyor, yine Allah'tan isteseydi,
          ayıkken de isteseydi. Demek ki  hal sahibi veyahut  maneviyat sahibi, o istekte ne
          oluyor? O istekte bir başka hal tecellî ediyor, başka bir âleme geçiyor. Orada başka bir
          istek oluyor, onda başka bir arzu oluyor. Bundan bu anlaşılıyor.
          Şu da var:
          Peygamber Efendimiz,  Bedir Muharebesi'nde toprak attı, düşman basıldı. Ayet-i
          kerime nazil oldu: “Habibim o toprağı sen atmadın, biz attık”  buyruluyor. Peygamber
                                                              11
          Efendimiz bütün  savaşlarda o toprağı atsaydı, mağlubiyet görmeseydiler.  Uhud
          Muharebesi'nde mağlup oldular, Huneyn Gazası’nda mağlup oldular.
          İşte demek ki velîler olsun, nebiler olsun, onların her zamanları bir  değil. Zaten
          Peygamber Efendimiz ne buyuruyor hadisinde? “Bizim öyle zamanımız oluyor ki arş,
          kürs, levh, kalem  bizim yanımızda bir zerre kalıyor, onları hep  seyrediyorum. Öyle
          zamanım da oluyor ki yanımdaki Ayşe’yi bile göremiyorum, bilemiyorum.”
                                                                         12
          Şimdi demek ki Veysel Karani Hazretleri’ni ayılttılar. Fakat onun an'ı vardı, geçti o.
          Hani onda bir sıfat tecellî etmişti, sonra o sıfat ondan geçti.
          Bu gibi şeylerin tecellî anında, Cenabı Hakk’ın sıfat-ı subutiyyesi onda tecellî ediyor, o
          sıfatta istiyorlar ve o sıfatta Allah halk ediyor.


          11  Enfal, 8:17
          12  Mevahid’ü Ledünniye
   138   139   140   141   142   143   144   145   146   147   148