Page 282 - Gülden Bülbüllere Teveccüh Sohbetleri - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 282

280                                                          Gülden Bülbüllere

          İmanın orijinalini, hakikatini bulmak istiyorsan, çalış şeyhinde fâni ol, bu anlaşılıyor.
          Ama;

                 Sana senden yakın olanı tanı
          Burada rumuz vardır. Bunu ben izah edemem, siz de anlayamazsınız. Bizim izah etmek
          gücümüz değil, siz de anlayamazsınız. Ne kadar izah etsem, yine anlayamazsınız. Ama
          doğrudan doğruya direkt  söylense  bu  sefer küfür olur, küfür görünür ve izahını
          yapamayız. Doğrusunu söylesek zâhire küfür görünür. Evet,
                 Sana senden yakın olanı tanı
          Nasıl bu? Bizden yakın olan kim var?
          Bizden yakın olan Allah var.

          Cenabı Hak “Nahnü akrabu.” , Kulum ben sana şah damarından yakınım, diyor. Ama
                                   22
          Resulullah da buyuruyor ki “Ey kul senin Allah’tan yetmiş bin perde uzaklığın var. Her
          perdenin kalınlığı da yerle gök arası kadar.” 23 .   Böyle ırak, ama bu ıraklığı neyle yakın
          edeceksin?

          İşte Allah’a bu yakınlık, Allah’ı unutmamaktır.
          Bu uzaklık da bizim anlayacağımız, Allah’ı unutmaktır.
          Hani insan var ki Allah’a  inanmıyor,  ahirete inanmıyor, kitaba inanmıyor. Bunlar
          inanmıyorsa, günahı sevabı da bunlar bilmiyorlar;  hayrı  şerri de bunlar  bilmiyorlar,
          seçmiyorlar. İşte onlar çok uzaktır. Biz o kadar uzak değiliz, ama yakın da değiliz.

          İşte sevgiyi takviye eden ihlâs vardır,  muhabbet, ihlâs, adab, teslim. Onu büyük
          göreceğiz ki sevebilelim.

          Ama ondan sonra onu takviye eden adab vardır. Hani büyük bir cisim,  büyük denince,
          şu sehpa ne kadar bir yer işgal etmiş? Vücudu kadar bir yer işgal etmiş. Ama salon ne
          kadar yer işgal etmiş? Kendi vücudu kadar bir yer işgal etmiş. Ama dünya ne kadar?
          Kendi vücudu kadar yer işgal etmiştir. Yani bir insan kendi vücuduyla bir oturduğu
          yeri işgal eder. Eğer bir insan kâmil insan olmuşsa dünyayı ihâta etmiştir, dünyayı işgal
          etmiştir.

          Âdâb budur ki; meşayihinin zâhirini bâtınını bir bilmektir.
          Ama onu büyük göreceksin ki sevesin, âdâbın olacak ki büyük göresin.
          Evet, ne diyeceksin, âdâb nasıl olacak? Evet, bu  ıraklık bendedir, benim;  Şeyh
          Efendimi göremiyorum ama o görüyor, o dünyayı ihâta etmiştir. Onun için ırak yakın
          yok,  o her taraftan haberdar. O beni görüyor, ben onu göremiyorum. Âdâb budur.

          Nasıl ki zâhirinde olduğu gibi ne kadar  ırakta olursa olsun, onu  ırak görme, âdâb
          budur.
          Teslimiyet nedir? Teslimiyet de zaten hepsinin başıdır.



          22  Kaf 50:16
          23  Ramiz’ul Ehadis, Hadis no: 4156
   277   278   279   280   281   282   283   284   285   286   287