Page 485 - Gülden Bülbüllere Teveccüh Sohbetleri - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 485

486                                                          Gülden Bülbüllere

          Zaten tarikatın dört şartı var. Bu dört şartını insan elde edemezse tarikatı anlamış değil.
          Eğer tarikatta bu dört şartı anlar ve yaşarsa, anlayacak ki yaşasın, anlamasa yaşamış da
          değildir. Tarikatı anlayan ve yaşayan hakikate geçer.
          Ama gerçi yine Allah’a çok şükür menfaatten hâlî değildir. Bakın neden?

                 Biz gaflette isek pîrim kâimdir
                 Bırakmaz berzah-ı süflâya bizi

          Bak, böyle buyuruyor, sonra:
                 Böyle bir sultâna evlâd olmuşuz
                 Daha bundan büyük ne şânımız var

          Bunlar müjdedir bize:
                 Çıkardı zulmetten bedrâya bizi

          Değil mi? Bunlar hep müjdedir. Tasavvuf ehli olan anlar. Ama tarikatın dört şartı var.
          Dört şartı insan elde ederse yaşar.

          Bir de insanlar hakikate geçmek için tarikata çok inanacak.
          Günahın büyüğünden kaçtığı gibi küçüğünden de kaçacak.
          Helal lokmaya çok dikkat edecek.

          Halkın vebalini üzerine geçirmeyecek.
          “Her günah ile gelin, kul hakkı ile gelmeyin huzuruma.”  buyruluyor. Bütün hocalar
                                                          10
          vaazlarında kul hakkı ödenmez, diyor. Huzuruma deyince sade ahiretteki huzuru değil,
          gaflet üzerine olanlar da Allah’ın huzuruna gidiyorlar.

          Şimdi burada bir kelam var, tasavvufun bir kelamı var. Tarikata girenler af talep ediyor.
          Kâmil mükemmil girenin kul hakkı da ödeniyor, kazası da ödeniyor.

          Bunu biz söylemiyoruz, bu böyle. Niçin? Tarikatta kimseye sormazlar ki kul hakkı var
          mı üzerinde? Götür ver de öyle gir tarikata, denmiyor zaten.

          Ama girdikten sonra eğer gücün yetiyorsa kul hakkını zaten ödemen lazım. Ama gücün
          yetmiyor, ödeyemiyorsun. Veyahut da ödeyeceğin adam ölmüş gitmiş. O da ödenir.

          Bu zâhir şeriatta da var. Nasıl var?
          Kul hakkı insanlar cehaletteyken, yani İslâm’ı tam yaşamazdan evvel, kulların hakkını
          üzerine geçirmiş. Nefsine  uymuş,  şeytana uymuş, kulların hakkını üzerine geçirmiş.
          Ama Allah hidayet etmiş.

          Mesela Abdülkadir Geylani Hazretleri  mübarek 7 yaşındaymış. Böyle çocuk gezip
          oynarken bir gün bakmış ki bir amca tarlada çift sürüyor. Ona da heveslenmiş gitmiş:



          10  Müslim, Birr 59
   480   481   482   483   484   485   486   487   488   489   490