Page 482 - Gülden Bülbüllere Teveccüh Sohbetleri - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 482

Teveccüh Sohbetleri                                                    483

          —Hafız etme eyleme, senden başka buraya kim gelecek, sen bunun ehlisin. Buradan
          imamlıktan ayrılma, 18 sene imamlık yaptın.

          Caminin bağı vardı. Nasıl ki kadastro köye geldi, caminin bağını köyün güzergâhına
          kattılar. Ondan sonra köye kadro da geldi, kadroya girmedi. Hafızlık Kur’an kursu
          hocası onu da istemedi.
          Yani  şimdi bu hoca kadroya girse daha iyi olmaz mıydı? Çok kimseler söylediler,
          yalvardılar, kadroya girmedi.
          Yani  şunu demek istiyorum ki “Vazifeyi ehline verin.”  diye bir emir var.  Bir de
                                                           8
          “Vazifesinin ehli, vazifeden kaçmasın!” diye bir emir var.
          Şimdi bu zamanda vazifeler ehline verilmiyor.  Bir insan ki ehli olur da vazife  ona
          verilir, onu yapmaktan kaçmayacak.
          Eğer o imamlıkta kalsaydı, Erzincan’da merkezi camide imam olacaktı, bizim köyde
          kalmazdı. Ama kaçtığı için düştü düştü, yedi evli bir koma düştü.
          Öteki bütün ehli olanlar, bu imamların hepsi ehli değiller, hepsi bundan kaçsa ezanı
          kim okuyacak? Camilerin kapısı  kilitlenir, bu  memlekette ezan okunmazdı.  İslam
          memleketinde ezan okunmazdı. Bir memlekette, bir köyde, bir kasabada, bir şehirde
          ezan okunmazsa oranın  İslam olduğu belli  olmaz. Oraya  İslam denilmez. Ezan
          okunmazsa oraya Müslüman memleketi denilmez.

          Onun için işte efendiler, bu lokmada ihtiyat denilince o şüpheli şeylerden de kaçacağız.
          Ama nasıl kaçacağız?

          Şüpheli şeylerden kaç hadi. Senin oğlun memur, senin oğlun esnaf faizle iş yapıyor. Bir
          esnaf ne kadar yapmasam dese muhakkak banka havalesi ile  para gönderiyor,  para
          geliyor. Orada da bir faiz işliyor veya ziraatçı meyvesine faizle ilaç alıp sıkıyor. İlacı
          alıyor ona faiz ödüyor. Tarlasına gübre alıp döküyor, ona faiz ödüyor. Yani bundan
          kurtuluş yok kardeşim.
          Onun için bunların  hiçbirisinden bir iş yapmasan da senin oğlun yapıyor, kardeşin
          yapıyor, bunlardan bağını keser misin? Koparamazsın, onların bir ikramını görüyorsun,
          onların bir çayını içiyorsun, onlar bir meyve getiriyor, ikramı oluyor sana.

          Ama yine de lokmada ihtiyat  şarttır. Lokmada ihtiyat da helal lokma iledir.  Çünkü
          bütün ibadetin makbuliyeti  helal lokmayla oluyor. Nakşibendî Efendimiz’in emridir
          (k.s) buyuruyor ki: “İbadet on cüz, dokuzu helal lokmadır”. Ama şimdi helal lokmayı
          bulamıyoruz. Allah, Cenabı Hak affetsin. Helal lokmaya dikkat edin.
          Sonra bir de hıfz-ı nispet var. Hıfz-ı nispeti neyle muhafaza edeceksiniz? Muhakkak bu
          amelledir. Bu nispet insanda bir nurdur, insanın kalbinde bir nurdur, tecellî etmiştir.
          Nispet demek; Allah sevgisi, bir nurdur, tecellî etmiştir. Onu neyle muhafaza edeceğiz?
          Onu da ilim, amel, ihlâsla muhafaza edeceğiz.



          8  Nisa 4:58
   477   478   479   480   481   482   483   484   485   486   487