Page 542 - Gülden Bülbüllere Teveccüh Sohbetleri - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 542
544 Gülden Bülbüllere
şiddetle men ederdi. Bazı şahıslara teveccühü iki sefer yapardı. Mürit olmayanı ve
Nakşî olmayanı teveccühe sokmazdı.
• Abdurrahman-ı Tâğî Hazretleri buyurdu ki: “Müridlere teveccüh sırasında huzur
halinde olmayı da öğretiniz. Teveccüh sırasındaki huzur hali, müridin üstadını tıpkı
Hz. İsa imiş gibi düşünmesidir. Ona şifa bulmak isteği ile hastalar, körler ve
felçliler başvurmakta o da onları etkili ilaçlarla tedavi etmektedir. Kendisi de bir
kalp hastasıdır ve başkaca hiçbir çaresi kalmadığı için tedavi meclisine
başvurmuştur. Belki etkili ilaçların kokusu kendisine kadar gelir de böylece çektiği
hastalıklardan kurtulmuş olur.” Daha sonra şöyle dedi: “Mürit, kendi şeyhinden
başka bir şeyhin yönettiği teveccühe katılırsa beklenen faydayı elde edemez. Çünkü
teveccüh, fayda sağlamak amacı ile kalbi şeyhe yöneltmektir. Mürit, kendi
şeyhinden başka bir şeyhin yönettiği teveccühe oturup kalbini şeyhinden başka bir
şeyhe yöneltirse ondan nasıl yarar sağlayabilsin?”
12
• Muhammed Sâmî Erzincani Hazretleri; “Teveccühe devam edip elinizden
kaçırmayın. Büyüklerimiz kemal mertebesinde olan şefkatlerinden dolayı, yüce
tarikatın arasına teveccühü de koymuşlardır. Zira teveccühte kâmil mürşit, vakitli
bir halinde iki omzunun arasına bir lütuf tokatı vurur ise imanın kat kat olup
yükseldi demektir. Çünkü şeytanın oradaki toplanma yerini yıkıp harap etmiş olur;
daha kalbine vesvese verecek kimse kalmaz. İmanın sağlama çıkar. Hazreti
Resulullah (s.a.v) Efendimiz de, Hazreti Ömer-ül Faruk (r.a) Efendimiz’in sırtına
mübarek elleriyle üç defa vurmuşlar ve “İmanın tamam oldu Ya Ömer.”
buyurmuşlardır.
Bu tarik muhabbet yoludur. Muhabbetten Mevlâ’ya yol gider. Muhabbet sâfî
nurdur; garaz ve menfaat ateşini söndürür, mahveder. Muhabbet ehli, yârinin
peşinde dolaşır; ne için gelip gittiğini bilmez. Kişi hatmeye, teveccühe, sohbete
gidip gelmeli ama bunlardan bir maksat ve menfaat beklememelidir. Sırf muhabbet
sebebi ile gidip gelmelidir.”
13
• Muhammed Beşir Hazretleri’nin sa’yi ve kemâli öyle bir hadde ulaşmıştı ki insan
ve cinlerin mürşidi olduğundan “Mürşidi sekaleyn” ve bütün mahlûkatın
rızıklarının taksim edeni bulunduğundan da “Kâsım-ül erzak” unvanlarının
sahibi idi. Süleyman Aleyhisselâm’ın tasarruf ve saltanatına bâtında ulaşmış bir
Allah eri idi. Öyle bir tasarrufa ulaşmış ki Pîr-i Sâmî Hazretleri:
—Beşir Efendi teveccüh yapsa, bütün ihvanın bize olan rabıtası kendisine
meyleder. Onun için sağlığımda bu dergâhta ona teveccüh yaptıramam,
buyurmuştur.
12 Nakşibendi Şeyhlerinin Mukaddes Sözleri, s.223-226
13 Piri Sami Hazretleri Hayatı ve Sohbetleri, s. 158-171

