Page 538 - Gülden Bülbüllere Teveccüh Sohbetleri - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 538
540 Gülden Bülbüllere
maddeleri yakmasına benzetilmiştir. Teveccüh daha çok Nakşibendîlikte kullanılan bir
kavramdır. Teveccühün müritten mürşide doğru olanı “Rabıta” denilen şeklidir. Mürit,
mürşidine muhabbet yoluyla rabıta edince mürşidin ruhaniyeti onun bâtınında feyiz
tesiri gösterir. Bu feyiz, beşerî zaaf ve sıfatları izale ederek mürit, tedricen şeyhinin
boyasına boyanır. Bu sevgi sonucu meydana gelen kalbî beraberlik, şahsiyet transferi
ve aynîleşmeyi doğurur.
Teveccüh, tasavvuf yolunda ilerleme, yükselme sebeplerinden en önemli olanıdır. Bu,
bir velînin, Allahü teâlânın izni ile nazar etmek veya başka yollarla müridinin
kalbindeki, mâsivâ (Allahü teâlâdan başka her şey) ve dünya sevgisini, günah lekelerini
temizleyip, yerine feyiz, marifet, ilim ve hikmetle yani manevî ilimler, iyilikler,
bereketler ve faydalarla doldurması, yüksek derecelere kavuşturması demektir.
Teveccüh için sabah gün doğmadan önce dergâh veya camide toplanılır ve bir şey
yemeden gelinir. Mürşit sohbet eder ve müritlerin kalbini teveccühe hazırlar.
“Teveccüh Sohbeti” sonunda müritler sırt sırta oturur ve gözlerini yumarlar.
Teveccühün başında mürşit, usulünce kendine ait olan işlemleri yapar ve
peygamberimizden başlamak üzere silsileyi okur. Mürşit teveccüh yapmaya
başladığında müritlerin yanına gidip kelamı kibarlar okur ve tek tek sırtlarına el vurur.
Bu halde mürit kalbi selim ile rabıta karşısında Allah kalbinde nasibi nispetince ilahi
nurlara mazhar olmuş olur.
Tasavvuf Tarihinde Teveccüh:
• Nakşibendî Hazretleri, Alâeddin’i sohbetlerinde yanına oturtur, sık sık ona
dönerek teveccüh eder ve onun evliyalık derecelerinde yükselmelerini sağlardı.
Buyurdu ki: “Yolun esası, kalbe teveccühtür. Kalp ile de Allahü teâlâya
teveccühtür. Kalp ile çok zikretmektir. Farz ve sünnetleri eda etmektir. Yeme,
içme, giyme ve oturmada, işlerde ve âdetlerde orta derecede olmaktır. Kalbi kötü
düşüncelerden, vesveseden korumaktır. Kendisine rehber olan âlimin sohbetini
ganimet bilmektir. Hocasının huzurunda iken ve yanında yok iken edebe uymaktır.
Bu yoldan maksat ve ele geçen şey: Allahü teâlânın devamlı huzurunda olmaktır.
Ashab-ı kiram zamanında buna “ihsan” denilmişti. Bu yolda ilerleme esnasında
nefsin arzularını yok etmek, nurlara ve hâllere gömülmek, fena ve beka
makamlarına ulaşmak, üstün ahlâk ile ahlâklanmak gibi on makam ele geçer.”
3
• Ubeydullah-ı Ahrâr Hazretleri’nin oğlu Hâce Muhammed Yahyâ: “Tasarruf
sâhipleri üç kısımdır. Bir kısmı, Allahü teâlânın izni ile her istedikleri zamanda,
diledikleri kimsenin kalbine tasarruf ederek, onu tasavvufta en yüksek derece olan
fena makamına eriştirir. Bazısı, Allahü teâlânın emri olmadan tasarruf etmez. Emir
3 Makâmât-ı Muhammed Bahâeddîn Nakşibend (Selâhüddîn ibniMübârek el-Buhârî)

