Page 116 - Gülden Bülbüllere Teveccüh Sohbetleri - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 116
112 Gülden Bülbüllere
(İşte bu noktaya getirdim yani)
—Hıçkıra hıçkıra niçin ağlıyorsun, diyor.
—Niçin ağlamayayım, sen benden dua istiyorsun. Benim kırk senelik bir arzum var, bir
isteğim var, yanıyorum. Cenabı Hak’tan istiyorum, elime geçmiyor, arzuma
ulaşamadım, diyor.
—Nedir senin bu kaç senedir olan arzun, istediğin, diyor.
—Kırk sene evvel yine ben buradan makamıma giderken, denizi geçerken bu denizde
bir oğlan gördüm, bir çocuk yüzü gördüm. İşte on, on iki yaşlarında bir oğlan gördüm.
Fakat onun yüzü o kadar güzeldi, o kadar güzeldi ki beni tamamen çekti. Aya güneşe
bakılır, onun yüzüne bakılmaz. O kadar nurlu ve siyah saçları, perçemleri, çok güzeldi.
Ben o çocuğa sordum ki, sen kimin neyisin? O bana dedi ki, “Ben Allah’ın dostu Halil
İbrahim’in oğlu İsmail Zebihullahım (Allah’ın kurbanı)” dedi. İşte onu gördüm, onun
aşkı beni aldı. Yâ rabbî bu senin dostun İbrahim Halilullah. Senin dostunun oğlu ki bu
kadar güzel, senin dostun ne kadar güzeldir? Onu ben bir göreyim, kırk senedir Cenabı
Hak’tan bunu istiyorum buna nail olamadım, diyor.
İşte o zaman diyor ki:
—Sen istediğine nail oldun, işte senin dediğin benim.
Tekrar sarılıyorlar, âbid ağlıyor, öyle ayrılıyorlar. Yani burada şimdi:
Eğer âşık isen yara
Sakın aldanma ağyara
Düş İbrahim gibi nara
O gülşende yanar olmaz
İbrahim Aleyhisselamı Nemrut büyük bir ateşe attı. Bu ateşe yanaşmak mümkün değil,
aletle ta ıraktan attılar.
Ateşin ortasına doğru gidiyor, ateşe düştü düşecek. Cenabı Hak ona melekler gönderdi
ki: “Gidin İbrahim’i, benim dostum Halil’imi gidin ateşten kurtarın”. Onlar geldiler:
—Rabbimiz, Rabbin bizi sana gönderdi, biz bu ateşten seni kurtaracağız.
“Yalnız ondan müsaade alın, ateşten kurtarın ama ona kendinizi bildirin, müsaade
alın.” Kendilerini bildirdiler, yetkilerini söylediler.
Bir tanesi dedi ki:
—Ben yerlerin müvekkiliyim (vekiliyim). Büyük dağları hemen bu ateşin üzerine
atayım. Göz açıp yumana kadar bu ateşin üzerine çökeririm bu dağları, ateşi
söndürürüm.
Birisi de dedi ki:
—Ben suların müvekkiliyim. Denizleri buraya anında aktarırım, bu ateşi söndürürüm.
Birisi de dedi ki:

