Page 236 - Gülden Bülbüllere Teveccüh Sohbetleri - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 236
232 Gülden Bülbüllere
Ama dersen ki o niye bağırıyor da ben bağırmıyorum? O niye ağlıyor da ben
ağlamıyorum? Cezbe bir türlü müdür? Cezbenin çok çeşitlisi var.
Sükût da cezbedir. Sükût; kendinden geçersen eğer, her şeyi gönlünden çıkardın, şöyle
sende bir mestlik, bir beyhutluk ile Allah sevgisi, Allah aşkı, Resulullah sevgisi, Meşayih
sevgisi gönlünde, böyle seni bir mestlik âlemine düşürdüyse sen de cezbelisin işte.
Cezbenin çok çeşitleri var: Ağlamak da cezbedir, bağırmak da cezbedir, hareketle
çırpınmak da, gülmek de cezbedir. Gülmek de var, cezbe gülmeyle de gelir. Kendine
hâkim olamıyor, gülüyor. Bu da bir cezbedir. Neden? Muhabbetten. Hani:
Kılalım zevk ü cümbüşler
Dedi ya, zevkü cümbüş, tatlı hareketlerdir. Gülme de bir cezbedir, ağlama da bir
cezbedir, efendim bağırma da bir cezbedir, çırpınma da bir cezbedir.
Öyle, müritte cezbe olur ki şeyh efendimiz zamanında bir teveccüh yaptığında
ihvanların içerisinden bir tanesinin; Eyüp Efendi de şahit oldu, çokları farkına yetti,
Eyüp Efendi demiş ki felaket (deprem) oldu, hareket oldu zannetmiş. O an kaçmak
istemiş. Fakat ben cezbe olduğunu anladım. Onun vücudunu sallaması odayı salladı,
salonu salladı. Bu iradeyle olan bir şey midir? Yani oda bayağı sallandı, felaket oldu,
diye kalktılar.
Yani demek ki insanlarda böyle gayri ihtiyari vücudunun silkinmesi bir cezbedir,
bağırması da bir cezbedir. “Allah, hey, hu” neyse bunlar cezbedir. İradesiz oluyorsa
ağlaması cezbedir, gülmesi de cezbedir. Bir de var ki hiçbir şey yok, kendisinden
geçmiş, sanki bayılmış gibi, bu da bir cezbedir. Cezbenin en makbulü de budur.
Evet, cezbe haktır, bizim tarikatımız cezbe tarikatıdır.
Cezbeyle mürit terakki eder.
Bizim tarikatımızda hem cezbeyle gidilir, hem nefy ü ispatla yol alınır, hem de şuğul-u
bâtınla da yol alır.
Bunun üzerinde çok duruyoruz yine anlatamıyoruz, yine anlayamıyoruz. Şuğul-u bâtın
bizde yol aldırıyor. Bakın başka tarikatlarda şuğul-u bâtını küfür zannediyorlar, yani
bunu kusur zannediyorlar. Ama yok, hayır. Bizim tarikatımızda şuğul-u bâtınla da yol
alınır. Yeter ki cihadını yapacaksın, kalbî cihatla o şuğullara karşı cihadın olacak, ona
karşı cihadını yapacaksın.
Çünkü şuğul ikidir: Bir isteyerek, kendisi istiyor. O zaten cihat yapmaz; kendisi istiyor.
Onu kalbine kendi aldı, kendi getiriyor. Onda zaten cihat olmaz, cihat yapmaz. Mani
olan odur.
Ama bir şuğul geldi gönlüne kendi istemiyor. Ondan kurtulmak için bütün gücünü sarf
ediyor. İşte bu nedir? O Şuğul-u bâtındır ki bununla da mürit terakki eder.
Hani, “Halinizi düşünmeyin, fiilinizi düşünün.” buyuruyorlar.
Mürit; hâli, fiili, ameli ile terakki eder.
Fiiliyatı, ameliyeti müridin iradesine bağlanmıştır.

