Page 29 - Gülden Bülbüllere Teveccüh Sohbetleri - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 29

Teveccüh Sohbetleri                                                     25

          Bu da ne?
          Çünkü bak,  şeriat-ı Muhammediye var tarikat-ı Muhammediye var. Ümmetlikte
          makbul olanlar muhakkak ikisini de yaşamışlar, ikisine de inanmışlar.
          Şeriat-ı Muhammediye zâhir, nubüvvetidir.
          Tarikat-ı Muhammediye Peygamber Efendimiz’in bâtını, maneviyatıdır.

          Bakın,  şimdi  burada, zâhir nübüvvetinin tasdiki ne? Nübüvvetinin tasdiki Kur'an,
          Kur'an-ı Mübindir.
          Nereden geldi? Semavi kitap, melek vasıtası ile Allah'tan geldi.

          Kime geldi? Peygamber Efendimiz’e. İşte bu nübüvvetidir, bu zâhirdir.
          Fakat  bir de velâyeti var ki velâyeti gizlidir. Öyle herkes  bilemedi; bilen  bildi,
          bilmeyenler bilemedi.
          Velâyeti demek Allah ile Resulullah'ın arasında melek yoktur, harf yoktur, savt yoktur;
          harfsiz savtsız, meleksiz vasıtasız Allah ile Resulullah'ın anlaşması.

          Öyle değil mi? Bakın ne buyuruyor,  doksan bin  kelam  konuştu. Nerede? Mîraç'ta
          doksan bin kelam konuştu.

          Hazreti Musa Kelîmullah zamanlarca bin bir kelam konuştu. Çünkü yine bildirdiğine
          göre,  Musa Kelîmullah'a Tevrat sekiz  seferde gelmiş, yani sekiz  seferde  Tevrat'ın
          tamamını almış. Tûr-i Sînâ'ya gidiyormuş. Anlaşıldı mı efendim?
          Peygamber Efendimiz’e Kur'an-ı Mübin yirmi üç senede nazil oldu, geldi. Fakat bin
          bir kelamı Musa Kelîmullah çok zamanlarda konuştu. En azından sekiz seferde, Tûr-i
          Sînâ'ya gidiyor, Tevrat’ı alıyor, Cenabı Hak ile de konuşuyor.
          Ama Peygamber Efendimiz bir Mîraç yapmada doksan bin kelam konuştu. Bu doksan
          bin kelamın, Peygamber Efendimiz’in doksan  bin kelamını -öyle  buyuruyor
          büyüklerimiz, tasavvuf âlimleri- doksan bin kelamın otuz binini  aşikâr etmiş. Otuz
          binini de ehline…
          O ehli kim?

          O da şöyle, ehli için de şöyle buyuruyor ki: “Rabbim benim sadrıma ne doldurduysa
          onu ben yâr-ı garım Ebu  Bekir'in sadrına aktardım, göğsüne aktardım.” buyuruyor.
          Otuz bin kelam da kendisinde kalmış onu da hiç kimseye bildirmemiş.
          Onun için âlimlerde bir esrar var ki âlim olmayanlar, avam bilemiyor onu. Zaten
          Cenabı Hakk'ın emri de öyle değil mi? “Hiç sizin bileniniz ile bilmeyeniniz bir olur
          mu?”  buyuruyor.
              11
          Ama bu ilim sadece satır ilmi mi? Satır ilminde bu böyledir. Ama satır ilminde olmayan
          bir ilim var ki o da ledünni ilmidir.





          11  Zümer 39:9
   24   25   26   27   28   29   30   31   32   33   34