Page 331 - Gülden Bülbüllere Teveccüh Sohbetleri - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 331

Teveccüh Sohbetleri                                                    329

          Büyüklerimizin emri  neydi o zaman? “Haftada  bir gün yapın,  bölünüp parça parça
          olun grup grup yapın, yerinizi belli etmeyin; her gün bir yerde değil, her gün değişik
          değişik yerlerde yapın.”
          Ama bugün hani zaman, mekân, ihvan var ya. Bir müride üç şart var: Zaman, Mekân,
          İhvan.
          Zaman olacak ki mekân belli olsun. Mekân olacak ki oraya toplansınlar.
          Ama yine ne kadar baskı altında zaman müsait değildi, mekân olamıyordu ama mesela
          yüz kişi gelemiyordu bir araya, onar onar geliyordu. Her gün on'u okumasa da haftada
          bir gün oluyordu. Sonra değişik yerlerde oluyordu.
          Ama şimdi Allah'a şükür bir havf yoktur, baskı yoktur, bir engel yoktur. Belli mekânlar
          var, ihvanlar her yerde şimdi hatme okuyorlar ve hem de her yerde teşebbüse geçtiler.
          Tekke ismini veriyorlar.
          Tabii bir medreseye isim  verilmiştir medrese  denilmiştir. Bir Kur'an kursuna isim
          verilmiştir Kur'an kursu denilmiştir. Bir isimle orası belli olacak. Bir yurda filanca yurt,
          şu isimli yurt denilmiştir bir isim verilmiştir.
          Tabii, bizim de  amelimizin  toplanması için, işlenmesi için oraya  bir isim verilecek.
          Nedir o? Tekke.
          Ama aslında tekke denilince eskiden orada eğitim vardı, orada da bir öğretim vardı;
          ruhi eğitim, ruhi öğretim.  Ama zâhirde de bir belirtileri, emareleri, işaretleri vardı.
          Şimdi onlar yok. Yine o ruhi eğitim, ruhi öğretim yapılıyor ama.
          Mesela mürit kaç idi?
          Tespih müridi, Hizmet müridi, Rabıta müridi vardı, ileride eskiden.
          Şimdi bunların hepsi rabıtaya bağlandı.

          Sonra şimdi bir de eskiden bedenen hizmet, amelen hizmet, malen hizmet vardı.
          Şimdi bunlar da artık azı oldu. Bedenen hizmet de tekkelerde olmuyor, amelen hizmet
          de kifayetsiz. Bir mali hizmet varsa o da yine… Ama olsun Allah'a şükür olsun da yine
          az olsun. Ya hiç olmasaydı nerede kalırdı?
          Yani demek istiyorum ki eskiden tekkelerde çok büyük, muazzam kaynaşmalar vardı.
          Muazzam eğitimler, öğretimler, efendim ameller oluyordu. Toplanıyorlardı,
          geliyorlardı; bedenen  çalışıyordu kimisi,  kimisi malen hizmet  yapıyordu, kimisi de
          amelen hizmet yapıyordu.
          Yani bir tekkede mesela gelmiş adam orada yiyip içip yatıyor, ibadet yapıyor, Allah'ı
          zikrediyor, amel işliyor, orada başka bir şey yapmıyor. Bir kısmı da gelmiş, çalışıyor
          bedenen, bir kısmı da oraya para veriyor, yardım ediyor.

          Ta ki Peygamber Efendimiz’in ashabında da bu olmuştur. O'nun Ashab-ı Suffa diye
          bir cemaati  vardı. Onlar hiç çalışmazlardı,  hiç sefere de gitmezlerdi,  harbe de
          gitmezlerdi. Onların bütün amelleri neydi? Hep ibadet ediyorlardı. İbadet, zikir; Allah'a
          dua ediyorlardı.
   326   327   328   329   330   331   332   333   334   335   336