Page 332 - Gülden Bülbüllere Teveccüh Sohbetleri - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 332

330                                                          Gülden Bülbüllere

          Şimdi bu zamanda bunlar yoksa da ama nimetleri mevcuttur. Allah'a şükür çok şükür,
          bin şükür yeter ki oraya gelelim de orada birleşelim de mali amelimiz de olmasın, öbür
          amellerimiz de eksik olsun, bedenî amelimiz de olmasın. Oraya artık Cenabı Hak ihsan
          eder.
          İhsan demek yani; oraya nereden geliyor, ne harcanıyor, ne oluyor bilinmez. Bunun
          masrafı nereden gelir,  nasıl gider  bilinmez. Akıl ermez ona. Yeter  ki biz bir araya
          gelelim, ihmallik, tembellik etmeyelim.
          İşte her  yerde  şimdi bütün mekânlar kurulmuştur. Allah razı olsun sahiplerinden,
          sahibinden ki teşebbüs edenlerden. Vakıf diye bir vakıf ismi veriliyor ama bu vakfın
          aslında yüzde ellisi, daha da fazla, yüzde altmışı bizim tarikatımıza hizmet görüyor.
          Bakın şimdi hâşâ Allah'a sığınırım. Bizim Erzincan'daki kendi mülkiyetimiz olan bir
          yeri ben verdim. Niçin verdim ben bunu? Dedik ki zaten vereli dört sene olduysa biz o
          zaman altmış yaşımızı idrak ediyoruz. Dedik şimdi biz altmış yaşımızdayız. On sene
          daha  ömrümüz var mı yok mu  bilinmez.  Bu  on sene sonra  burası ne olacak?
          Varislerimiz var, ölüm  hak  miras helal.  Bölecekler, satacaklar veya  oturacaklar, işgal
          edecekler. Burayı verirsem tahminim inşallah bu bir asır devam eder.

          Çünkü orayı idare edenler hep ihvanlar. Oranın tüzüğünde de bir şart var. Öyle oradan
          her ayrılan kimsenin yerine herkes geçemiyor. Hep orayı yine bunu bilenler ve idare
          edenler, canla başla çalışanlar oraya geçecek.
          Öyleyse  bu bir asır devam  edecektir inşallah.  Belki daha da fazla devam eder. Yani
          nerede açılıyorsa bu vakfın şubeleri, nerede açılıyorsa, açılan o yerde bir asır devam
          eder. Ne devam eder? Tarikatımızın hizmeti, bu büyük amel olan hatmemiz oralarda
          devam edecektir.
          Evet, şimdi onun için burada, her tarafta, her yerde bugün bak, Almanya'da da tekke
          var. Biz Almanya'ya gittik efendiler beş şehre uğradık. Belki şimdi on şehirde, on beş
          şehirde  orada da ne  olmuş? Teşebbüslere geçmişler, ihvanlar çoğalmış. Mekân
          tutmuşlar, yer tutmuşlar, kiralamışlar, yapmışlar, almışlar  tekke ismini vermişler.
          Toplanıyor amellerini işliyorlar.
          Evet, demek ki burada tekke ismi verilmişse olsun, olsun da taklidi olsun. Taklitten
          tahkike geçiliyor. Onun için Sâlih Baba buyurmuş ki:
                 Âteş-i aşkınla yandır Sâlih'i

                 Şarâb-ı lebinle kandır Sâlih'i
                 Taklîd'den tahkîke döndür Sâlih'i
                 Affeyle hizmette noksânımız var
          Yeter ki hizmetimiz noksan olsun ama yapamadık diyelim, yerine getiremedik diyelim;
          onun da ikmalini alırız, onlar tamam ederler. Başka bir kelamda buyruluyor:
                 Kusûrun çok diye Sâlih ayağın kesme bâbından
          Bâb kapıdır. Senin diyor eksikliğin kusurun çoksa; ne kadar kusurun olursa olsun, ne
          kadar eksiğin olursa  olsun o kapıdan ayağını kesme. Onların “Ulvî” çok yüksek
          himmetleri vardır.
   327   328   329   330   331   332   333   334   335   336   337