Page 367 - Gülden Bülbüllere Teveccüh Sohbetleri - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 367

366                                                          Gülden Bülbüllere

                 Arifin Hak iledir Hak’tır özü
                 Anların kıblesidir şeyhin yüzü
                 Kavm-i Nemrudîler istemez bizi

                 Biz hafid-i Pir-i Tagî olmuşuz
          Pir-i Tâğî Allah’a şükür büyük bir velî, asrın müceddidi; zâhir, bâtın ilmini birleştirmiş
          ve doğuda, güneydoğuda Kürdistan’a her ne kadar şimdi orada teröristler çıkmışlar,
          oraları işgal etmişler ama onlar nereden? Irak’tan, İran’dan gelmişler, oranın halkı değil.
          Ama  ne hikmetse onu  bilemeyiz. Esas bütün ulema, bütün meşayih hepsi
          güneydoğuda hatta merkezi neredir? Bitlis’tir. Oradan doğmuş, oradan zuhur etmiş ki
          Pir-i Tâğî;
                 Biz Hafîd-i Pir-i Tâğî olmuşuz
                 Pir-i Sâmî’nin çırağı olmuşuz

          Hafîd; torun demektir. Pir-i Tâğî’nin torunuyuz, Pir-i Sâmî’nin de çırağıyız, buyuruyor.
          Evet, ama bizim taklidimiz insibahtır. Yani biz de onların amelini yapmaya çalışıyoruz
          inşallah. Bu  kadar teveccüh yapıyoruz.  İnşallah taklitten tahkike döner, dönmüştür
          inşallah veya döner inşallah, bu ümitteyiz.
          Peki, ne demek oluyor bu? Yani biz layıkıyla yapmasak bile, layık olmasak bile layık
          ederler. Onların himmetleri boldur, âlîdir. Onlar merhamet sahibidir. Onlar  çok
          ganidirler, bonkördürler. Onların bir şeyleri eksik olmaz.

          Burada biz yeter ki eksikliğimizi bilelim, noksanlığımızı bilelim, kusurumuzu bilelim,
          acziyetimizi bilelim de bir şey isteyebilelim.

          Fakat Cenabı Hak ne buyuruyor? “Yetimlere, fakirlere, saillere ihsanda bulunun.” 6 . Bir
          de ulemanın insanlara böyle bir emri varsa, Allah insanlara yetimlere, saillerine böyle
          ihsanda yardımda bulunur.
          Biz de Allah’ın saili olursak Allah bize ihsanını etmez mi? Eder amenna ve saddakna.
          Ama yeter ki biz Allah’ın saili olduğumuzu bilelim. Allah’ın saili olduğumuzu bilmek
          için efendim kusurumuzu ve eksikliklerimizi bileceğiz.
          Zaten eksikliğimiz, kusurumuz çoktur. Her halimiz eksikliktir, her sözümüz
          noksanlıktır, her işimiz eksikliktir, noksanlıktır. Niçin, neden?
          Mademki bir  işi görürken  Allah’ı anamıyoruz. Bir söz söylerken  Allah’ı anamıyoruz
          veya  yerken, içerken,  yatarken, kalkarken, konuşurken, alırken, verirken Allah’ı
          anamıyorsak bundan daha büyük noksanlık olur mu? Tabii bizler için bu noksanlıktır.

          Bir noksanlık da var ki zahir emirde günahları işlemektir. Günah-sevap, helal-haram,
          hayır-şer, bilmemektedir. Bu da bir noksanlıktır. Ama tarikatımızda noksanlık bunlar
          değildir.  İnşallah tarikata  giren, zaten  bunları yapamaz.  Bunları yapıyorsa tarikattan
          haberi yoktur. Tarikata girmiş değildir. Bunları yapanlar tarikata ayak basmış değildir.



          6  Duha 93: 9-10
   362   363   364   365   366   367   368   369   370   371   372