Page 365 - Gülden Bülbüllere Teveccüh Sohbetleri - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 365
364 Gülden Bülbüllere
Fakat zaman sonra tabii irşat olduktan sonra görev verildikten sonra ne yapmış?
Bayburt’a gitmişler, oradan Tercan’a gitmiş. Oradan hicrete gitmiş. Hicretten
döndükten sonra Erzincan’a gelmiş, Erzincan’da kalmış. Tabii köyümüz Keleriç köyü,
Karakaya köyü, yazdan yaza köye gelmiş. Bir gelişinde camide buyurmuş ki cemaate
demiş ki:
—Hicret vacip oldu, muhacir oldunuz, hicret ettiniz, efendim amelinizi işleyemediniz,
mesela haram yediniz, her bir şey işlendi hicret esnasında. Siz gelin bir tecdid-i tarik
edin, gelin tarikata girin, ders tazeleyin, demiş.
Tazeleyen olmuş, tazelemeyen olmuş.
Bir de buyurmuş ki:
—Komşular, biz bu köyde doğduk, büyüdük. Mum dibine şule vermez, derler. Bir de
elden doğan dana kapıda öküz olmaz, derler. Onun için biz Pir-i Sami Hazretleri ile
gezdiğimiz zaman bana yumurta yemeye geziyor; bal, yağ yemeğe geziyor; helva
yemeye geziyor, dediniz, demiş.
Yani demek istemiş ki ben bu köyde doğdum, büyüdüm de beni tanıyamadınız,
bilemediniz ve benim aleyhimde de konuştunuz.
Şimdi efendiler! Böyle, demek ki yalnız Cenabı Hak Âlim’dir, Kadir’dir. Allah bir
kuluna ihsan ederse kim karışabilir? Onun verdiğini kim elinden alabilir?
Biz de burada evet, her ne kadar biz de bu memlekette doğduk, büyüdük. Hâşâ
Estağfurullah bu memlekette köyümüz, şehrimiz, köylülerimiz bizi tanıyamadı. Neden?
Günahkâr olduğumuzu bilemediler. Günahkâr olduğumuzu anlayamadılar. Günahkâr
olduğumuzu kabul etmediler, tanıyamadılar. Ta ki Avrupalar tanıdı. Ta ki Avrupa
ülkeleri tanıdı. Ta ki Türkiye’nin dört bir yanı tanıdı. Bizim memleketimiz de daha yeni
yeni ünlendik.
Evet efendiler! Allah’a sığınırım, Pîrimin velâyetine, Allah’ın azametine, Resulullah
Efendimiz’in şefaatine sığınırım. Bu bizim iyiliğimizden, bildiğimizden değil.
Diğer bir tarafta tabii bunlar da haklılar. Niçin? Yani biz burada bir ilim sahibi değiliz,
biliyorlar. Bir tahsilimiz, kültürümüz de yoktur, onu da biliyorlar. Fazla bir ebrar,
amelim de yoktur, onu da biliyorlar. Bunlar da haklılar.
Ama Allah bir kuluna ihsan ederse ilmine, ameline, hiçbir şeyine bakmaz, sormaz.
Cenabı Hak öyle buyuruyor: “Ben bir kulumu aziz yaparsam, kimse onu zelil yapamaz.
Ben bir kulumu zelil yaparsam kimse onu aziz yapamaz.” 5 .
Evet, burada da Allah’ın lütfudur, ihsanıdır. Her ne kadar kulun bir iradesi var ama
Cenabı Hakk’ın nimetleri çoktur. Kul bütün nimetleri iradesi ile çalışması ile elde
edebilir. Yalnız bir nimet var ki kul onu çalışması ile elde edemez. O, Allah’ın bir
ihsanıdır, kime dilerse verir.
Yalnız bak, bir de buyuruyor ki:
5 Al-i İmran 3:26

