Page 426 - Gülden Bülbüllere Teveccüh Sohbetleri - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 426
426 Gülden Bülbüllere
tecellî eder. Hangisi olursa olsun, hangisi vurursa vursun, orada bir cezbe meydana
gelir, bir aşk-ı muhabbet meydana gelir, bir mestlik meydana gelir. Bir iradesizlik
meydana gelir, cezbeler bunlardır.
Ama burada cezbeye de alışmak lazım. Bu neye benziyor biliyor musunuz?
Peygamber Efendimiz Cebraili ilk gördüğü zaman bayılmış. Cebrail’den ona Allah’ın
sıfatı göründü. Ayıldı, bir dahasında bayılmadı ama bayılır gibi oldu. Böyle böyle alıştı,
senin benim gibi oldu, kelam konuşuyor. Ama ilk defasında bayıldı.
Evet, öyle işte esma nuru olsun, sıfat nuru olsun, zât nuru olsun tecellî eder. Ama
esma nurunu bir defa göreceğiz, ona alışacağız ki sıfat nuruna tahammül edebilelim.
Onda da bir serkeşlik olur, sıfat nurunda da bir tahammülsüzlük olur, ona da alışacağız
ki zât nuruna ulaşalım. Zât nurunda da bir hazımsızlık olur, insanlar dayanamıyor. Zât
nurundan geçenler, Kâmil-i mükemmil olmuşlar. Geçemeyenler de Kâmil mükemmil
olmamışlar.
Kâmil demek yetişmiş. Mükemmil yetişmiş, yetiştirir.
Çok âlimler de zât nurunda kalmışlar, geçmemişler, iştirah âleminde kalmışlar.
Mesela silsilemizin yakınında Seyyid Sıbgatullahi Arvasi Hazretleri Gavs ismiyle
tanınmıştır. Gavs isminin de delilleri çoktur. Evet, sadece sözde değil, onda
harikuladelerden, işaretlerden, emarelerden gavslık işareti aşikâr görünmüştür.
Bunun dört tane halifesi varmış. Bir tanesi Abdurrahman Meczup. Bir tanesi
Abdurrahman Tâğî. Bir tanesi Molla Halid-i Ölekî. Bir tanesi oğlu Şeyh Bahâeddin.
Bunların dördü de birbirinden üstün âlimler. Bu Abdurahman Meczup Allah’ın zât
nurunda kalmış, oradan daha geçememiş. Vecd âleminde kalmış, bir daha kendisine,
iradesine gelememiş. Hiç kendisine gelememiş ki kimseye bir sohbet etsin veya onları
irşat etsin. O öyle istemiş, öyle kalmış.
Gavsın huzurunda bunların hilafetini verecek, mübarek demiş ki:
—Sizin arzularınız, istekleriniz kabul olacak ne istiyorsanız isteyin.
Hepsi bir şey istemiş. Abdurrahman Tâğî Hazretleri demiş ki:
—Benim kıyamete kadar gelen neslimden, ailemden ilm-i şeriat, ilm-i tarikat eksik
olmasın, ben bunu istiyorum.
—Tamam, demiş.
Molla Halid Öleki demiş ki:
—Ben ömrümün sonunu kadar bu aşk, cezbeyle beraber gideyim, benden alınmasın.
En sonunda şahadet rütbesini istiyorum.
—Tamam, demiş.
Abdurrahman Meczup da demiş ki:
—Ölene kadar ben iştirah âleminden ayılmak istemiyorum.
—Tamam, demiş.

