Page 427 - Gülden Bülbüllere Teveccüh Sohbetleri - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 427
Teveccüh Sohbetleri 427
Ondan sonra mübarek demiş ki:
—En iyisini Abdurrahman Tâğî istedi.
İşte onun için bak, bir asır geçti ama onun oğullarından, torunlarından belki 50-100
tane âlim gelmiştir, halen devam ediyorlar. Hem meşayih olarak, hem hoca olarak
halen devam ediyorlar. Öyle âlimler ki, tarikati, şeriati anlamışlar.
Şeyh Abdullah isminde torunlarından bir tanesiyle Ankara’da görüştüm. O duymuş,
geldi. Kocatepe Camisi’nde Cuma’yı orada kılıyormuş, görüştüm. Çok memnun kaldı,
bizim de hoşumuza gitti, mübarek zât, çok âlim. Ondan sonra Cumartesi günü tekkeye
geldi. Ankara merkez, yedi bölgenin ortası, cumartesi günü mesai yok, her taraftan
geldiler, çok cemaat var. Cemaatten çok da ders alan olmuş, belki 50 kişi civarında ders
alan olmuş. O da orada dinliyor. Bu ders alanlar içinde cezbelenenler oldu, sohbette
cezbelenenler oldu. “Allah” diye bağıran, “Hu” diyen, “Şahım Efendim” diyen oldu.
İkindi namazını kendisi kıldırdı. Namazda da cezbelenenler oldu, hiç bir şey söylemedi.
Bir gün buraya bir hoca geldi. Bu cezbeler onun tuhafına gitmiş. Sonra bana gelmiş
diyor, hocam niye böyle yapıyorlar. Dedim, hocam hoş görün, onlar bilmiyorlar,
öğreteceğiz, öğrenince geçerler. Hâlbuki bu hoca onların çırağı, bilmiyor.
Evet efendiler! İşte demek ki ne istiyor bizim teveccühümüz? Kalbi selim istiyor.
Başlangıcı, nihayeti bir saati geçmez, geçirmeyiz. Aslında eğer teveccühün tam şartını
yerine getirecek olursak akşama kadar da bitmez, ne biz, ne siz dayanabilirsiniz. Ama
yine bir şeyler yapacağız. İşte Allah’a şükür olsun yapalım da taklidini yapalım. Olsun
da taklidi olsun. Bak, buyurmuş:
Âteş-i aşkınla yandır Sâlih'i
Ateş-i aşk ne?
Öyle sevgini bana ver ki diyor, bu sevgin karşısında ben her şeyimi yitireyim.
Yani ateşe bir şey atıldığı zaman onun ismi kalmaz, cismi kalmaz, her şeyi gitti.
Mademki sen de öyle bir sevgi ver ki ben her şeyimi yitireyim, yok edeyim.
İlahi bir aşk ver bana
Kandalıgımı bilmeyeyim
Yâ rabbî öyle bir aşk ver ki ben nerede olduğumu bilmeyeyim. Evet.
Âteş-i aşkınla yandır Sâlih'i
Şarâb-ı lebinle kandır Sâlih'i
Leb, dudaktır. Şarap nasıl insanlara, haram olan şeyler, nefislere keyif veriyor. Ama bu
dudaklardan çıkan kelamlar da ruhun gıdası, ruhun şarabıdır. Ruhu mest eder, ruha
keyif verir.
Çünkü niçin? Ruh Allah’a âşıktır. Allah’tan Allah’a âşıktır, Allah’tan ayrılmıştır.
Firakta olduğunu ruh biliyor, biz bilemiyoruz.
Fakat bu ruh ayılırsa, uyanırsa… Ruhu uyanan kim olacak? Ruh nerede uyanacak?

