Page 491 - Gülden Bülbüllere Teveccüh Sohbetleri - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 491

492                                                          Gülden Bülbüllere

          kulumun kalbine günde yetmiş defa  nazar ederim.  “O nazarımı kim cezbederse
          cennetim helaldir; gelsin, girsin.” Ama bu yetmiş nazarı kim cezbeder efendiler?

          Ayık olanlar cezbeder. İnsanlar bu ayıklığı nerede elde eder? İşte bu teveccühte elde
          ederler, bu hatmede elde ederler. Hatme insanları, teveccühün nuru, hatmenin nuru
          insanları karanlıktan kurtarır; nura ulaştırır.
          Onun için bu yetmiş nur, burada da tecellî eder, bu teveccühte tecellî eder.

          Tabii ki Cenabı Hakk’ın nurları, esmadan tecellî eder, sıfattan tecellî eder.
          Onun için Evliyâullah’ın nazarı da Allah’ın nazar etmesi gibidir.

          Peygamberin nazarı da Allah’ın nazarı  etmesi gibidir. Çünkü niçin? Cenabı Hak
          buyuruyor ki: “Gören gözü benim gözüm”.  Nerede gören gözü benim gözüm?
          Evliyâullah’ta Hak gözü vardır. O Hak gözü ile bakarsa işte ne eder? Mevlânâ onun
          için buyuruyor ki:

                 Yek nazar eylese Arif-i billah
                 Asl-ı kemhareyi mücevher eyler

          Mevlânâ’nın kelamı. Arif-i billah, Arif, Allah’tan ayık olanlar, bir kere bakışta, yek bir
          demek, kara taşı mücevher altın yapar.

          Kara taştan mana bizim günahla  siyahlanmış kara taş gibi olmuş vücudumuz veya
          günahla dolmuş kara taş gibi kapkara olmuş kalbimiz.
          Akşam da sohbetimizde geçti. Azîzân Hazretleri bir bakışta o hiç ameli olmayan, böyle
          deligöz, gezen bir gence halvet olmuş. Bir bakışta kendi sıfatından tecellî etmiş. Yani
          bir bakışta ilmi de, ameli de, kemali de, zâhiri, bâtını da o hazretten olmuş. O çocuk
          kırk gün yaşamış ve ölmüş. Çünkü onu taşıyamamış. Bu da nedir?
          Bir insan alışmadan üzerinde olan ağır bir şeyi taşımış olsa birden ona ağır gelir. Ama
          biraz taşır, ondan sonra biraz daha ağır taşır, ondan sonra biraz daha ağır derken o ağır
          gelen bir şey o zaman ona kolaylaşıyor.
          Bir insan bir şey görür, korkar, korkusundan kaçar veya bayılır. Onu bir daha görse,
          göre göre göre ona alışıyor. Hakikaten mesela  bir ölüden insanlara zarar gelmiyor.
          Bunu hiç görmemiş insan, çocuk görünce korkuyor.

          Peygamber Efendimiz de, Allah’ın sıfatlarından, mana da sıfat nuru, sıfat nuruna ilkin
          dayanamamış, bayılmış. Cebrail  Aleyhisselam’ı ilk görüşünde bayılmış.  İkinci
          görüşünde bayılmamış ama bayılır gibi  olmuş. Üçüncü görüşünde  ise ona alışmış.
          Senin benim gibi onunla konuşmaya başlamış.

          Evet, işte Allah’ın üç nuru burada tecellî eder.
          Üç nurdan mana birisi esma nuru. Bu esma nuru Evliyâullahın nuru, Evliyâullahta olan
          Allah’ın nuru.



          13  Fecr  89: 28-30
   486   487   488   489   490   491   492   493   494   495   496