Page 73 - Gülden Bülbüllere Teveccüh Sohbetleri - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 73
Teveccüh Sohbetleri 69
yakınım.” Nerede insanların şah damarı?
Kalbinde. Kalbinin merkezinde olan bir damar. Vücuda yayılan üç yüz altmış altı
damarı toplamış, birleştirmiş; onların başı. Kalpteymiş bu.
Anlaşıldı mı efendim? “Ben sana şah damarından daha yakınım.”
Ama Resulullah Efendimiz buyuruyor ki: “Sen Allah’tan çok uzaksın. Hem o kadar
uzaksın ki yetmiş bin perde var arada, her perdenin kalınlığı da yer ile gök arası
kadar” 3 . Allah’tan bu kadar uzaksın sen.
Öyleyse demek ki bu yakınlığı ne ile biz elde edeceğiz?
Cenabı Hak, yakınım, diyor. Hz. Allah’ın resulü uzaksın, diyor. Öyleyse demek ki bu
uzaklığı biz neyle yakın edeceğiz?
Bir vasıta lazım, bir vasıta.
Sen çok uzaktasın, sevdiğin bir nimetin var ondan çok uzaktasın. Nimetin uzakta, ona
gideceksin ama gidemiyorsun. Vasıta olursa gidersin tabii. Vasıtasız gidemiyorsun.
Burada vasıta ne olur?
Öyleyse bizim ruhumuzun sevdiği, âşık olduğu ne var? Allah, değil mi?
Ta ki ilm-i ezelide Cenabı Hak “Elestü bi rabbiküm” fermanını buyurduğunda ruh
4
ona âşık olmuştur. O kelama âşık olmuştur.
Onun için burada bu dünya âleminde böyle sohbetlerde, vaazlarda, nasihatlerde gazel
okunduğu zaman güzel sesten, güzel kelamdan insanlar cezbeleniyor. Gayri ihtiyari
coşuyorlar, aşka geliyorlar, cezbeleniyorlar.
Bunun esbabı ne?
Ta ki işte o ruh, ilmi ezelide Cenabı Hakk’ın kudret lisanını duymuş. “Elestü bi
rabbiküm.” fermanını, hatırlıyormuş. Onu hatırlayınca bu cezbe insanlarda ondan
meydana geliyormuş. Bir böyle.
Bir de cezbe şundan gelir ki: her ne kadar zâhirde o kelamlar konuşuluyor, vaaz nasihat
oluyor, güzel kelamlar, güzel sesler duyuyor. Ama aslında bir de ruha Cenabı Hakk’ın
nurlarından esma nurundan, sıfat nurundan, zât nurundan bir çarpma, vurma oluyor.
Yani Cenabı Hakk’ın nurlarından herhangi bir tanesinin ruha vurmasıyla beraber o
cezbe meydana geliyormuş.
Burada da esma nuru, sıfat nuru, zât nuru bunlar da meşayih vasıtasıyla müridin
ruhuna geliyor, isabet ediyor. Niçin?
Bakın şimdi, kâinatı aydınlatan bir güneş var ya, şimdi bu sıcak temmuz ayında bak
insanı sıcak yakıyor. Isısıyla insanı yakıyor. İnsan beş dakika güneşte duramıyor,
gölgeye kaçıyor. Ama güneşin bu kadar harareti varken sıcak senin elbiseni yakmıyor,
çaputu yakmıyor. Ama seni ısısıyla rahatsız ediyor. Daha sıcak bölgelerde insan
güneşin altında beş dakika dursa beyin kanaması oluyor değil mi? Ama yine üzerindeki
3 Ramiz’ul Ehadis, Hadis no: 4156
4 Araf 7:172

