Page 68 - Gülden Bülbüllere Teveccüh Sohbetleri - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 68

64                                                           Gülden Bülbüllere

          İşte kalbe gelen  bütün  şuğul düşünceleri atıp kalbinle Allah’ı zikredeceksin. Çünkü
          gönül Allah’ı zikredecek  bir yerdir. Cenabı Hak “Hiçbir mekâna sığmam, mümin
          kulumun kalbine sığarım.”  buyuruyor.
                                 16
          Ama hangi kalp? Allah’ı zikreden kalp.

          Cenabı Hak “Nahnü akrabu, kulum ben sana  şah damarından daha yakınım.”
          buyuruyor.  Şah damarı  nerede? Kalpte. Hangi kalpte bu?  Allah’ı zikreden kalpte.
          Demek ki:

          Estağfurullah nidası ile gözlerinizi  yumacaksınız, yirmi  beş istiğfar okuyacaksınız,
          ondan sonra  daha yapacağınız bir şey yoktur. Kalbinizi Allah’la meşgul edeceksiniz,
          kalbinize geleni atacaksınız, ta ki amelin sonuna kadar.
          Sonu ne zaman?

          Sonu da işte siz  istiğfarı  okuduktan sonra, üç defa sonradan  bir istiğfar sesi daha
          duyacaksınız, onu siz işitmeyin, onu teveccüh yapan bu günahkar yapıyorsa, bunu biz
          okuyoruz, onu siz okumazsınız.
          Hatta yirmi beş istiğfarı okuyoruz da, üçünü aşikâr, yirmi ikisini gizli okuyoruz.

          Ondan sonra duaları var, gizli, aşikâr okuyoruz.

          Namazı var kılıyoruz, o bize ait, size değil.
          Ondan sonra teveccühü yapmaya başlıyoruz.

          Teveccühte saflar arasında geziyoruz, gönlümüze ne doluyorsa, ne himmet oluyorsa,
          kelamı kibar, ehli dilin kelamlarını okuyoruz.

          Sırtlarınıza el vuruluyor. İşte teveccühün yapılışı budur.
          Bu sırta el vurmak var ya, hikmet-i ilahi, bu büyüklerimizin emri, insanların o iki kürek
          kemiğinin arasındaki çukur derin olan yerde kalbin bir penceresi varmış, oradan şeytan
          vesvese veriyormuş, orası kapanıyormuş.

          Bu kelamı kibarlar okunduğu zaman, bu kelamı kibarların da hakikati insanların
          kalbinde canlanıyormuş. Artık tarlana sen tohumu ekiyorsun,  onu  bitirmek için bir
          zamanı var, zamanı gelecek ki bitsin.

          O tarlaya atılan tohumu çürütmemek lazım, onu muhafaza etmek lazım. Öyle olmazsa
          zaten bizim say’ımızın bir kıymeti olmaz. Say’ımızın bir kıymeti varsa tabii ki ne var?
          Tarlaya ekilen tohumu muhafaza etmek lazım.
          Bir defa tarlayı tohumu bitirecek hale getirmek lazım. Ektin, bir de ona sahip olacaksın
          ki bitirsin. Hani artık tohumu ne gibi şeylerden, zarar verecek şeylerden koruyacaksın
          ki tohum bitsin. Bittikten sonra onu muhafaza edeceksin ki büyüsün. Bir de büyümesi
          var.


          16  Alusi Ruh’ul  Me’ani XX.101
   63   64   65   66   67   68   69   70   71   72   73