Page 156 - Gülden Bülbüllere Teveccüh Sohbetleri - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 156

152                                                          Gülden Bülbüllere

          emridir. İnsanlar ramazanını, orucunu tutar veya kurban bayramını, bayramda ne ise
          yapacağı amelleriniz yaparsa ne olur? Mağfiret olur.

          Evveli rahmet, sonu bereket; burada bereketin şu anlamı var: Sade zenginlerin fakirlere
          yedirmesi, içirmesi bu değildir. Bir de bunun bereketi demek şu ki: Ramazan ayında
          yapılan hayır hasenat, yapılan ibadet, sair aylardan  çok farklıdır. Onun için  sonu
          bereket oluyor.

          Ramazanda muhakkak mağfiret olur. Bu dini bayramlar nefsin yapmış olduğu, zâhirde
          nefse olan emirlerdir.

          Fakat bir bayramsa;
                 Bu bir ıyd-ı meserrettir
          Iyd; bayram. Bu da bizim teveccühümüzde, işte bu hatmemizde, bu sohbetlerimizde
          bizden tecellî eden muhabbet, aşk, ağlamalar, feyiz bunlar ne oluyor? Bunlar da ruhun
          bayramıdır. Bunlara “ruh bayramı” diyoruz.
          İşte bu cemaat şimdi buraya toplanmış gelmişse, bunların ruhu bayram ediyor. Bayram
          etmeye gelmişler ve ediyorlar da. Ama biz ruhun esrarını bilemiyoruz.
          Ruhun sıfatını bilemediğimiz için, rengini şeklini bilemediğimiz için, ruhun esrarını da
          ruhun nimetlerini de bilemiyoruz.
          Ancak işte bundan anlayacağız ki bu muhabbet bize geliyorsa, bu muhabbet ruhtan
          tecellî ediyor. Ruh bundan mesut oluyor, ruh nimetine malik oluyor.
          Evet, onun için Allah’a şükür işte bugünkü yapacağımız amel, teveccüh diye büyük bir
          ameldir, büyüklerimizin amelidir.

          Teveccüh başka tarikatlarda yok. Bizim tarikatımızda bizim yolumuzda var. Onun için
          teveccühü belki bilemeyenler var, belki görmeyenler var. Çünkü daima Allah’a şükür
          geliyorlar, ders alıyorlar, tarikata giriyorlar. Ama alanlara Allah sebat versin, girenlere
          Allah sebat versin. Sebat lazım, sade tarikata gelip almakla, tarikatı alıp da gidip tespihi
          duvara asmak değil.  Veyahut da sohbete gelmez, hatmeye gelmez, teveccühe gelmez.
          Bak!  Bir de var ki ders almış, sekiz sene,  on sene  önce ders  alanlar var, teveccüh
          görmemiş. Bu da öyle ders almakta insanlar için fayda temin etmez, ama yine vardır.
          Niye olmasın, vardır.
          Madem geçmişte bazı maceralar olmuş. Evliyanın, velîlerin macerasında var. Mesela
          büyüklerimizden Seyyid Sıbgatullahi Arvasi Hazretleri bizim neyimiz oluyor? Bir, iki,
          üçüncü dedemiz, manevi  dedemiz.  İsmi, Gavsı Hizan Seyyid Sıbgatullah. Gavs ona
          verilen bir isim. Gavs demek, baş demek, velîlerin başı. Velîlerin başına gavs deniyor.
          Evet, zaten gavs’mış.
          Gavs’lığı zâhirde görülmüş çok kimseler tarafından bilinmiş ispat edilmiş. Bu mübarek
          Bitlis’in Hizan kazasından. Van’a tebliğe gitmiş. Van da bir akşam sohbetini dinleyen
          cemaatin içerisinden (hep Şâfî onlar) bir tanesinin sohbet hoşuna gitmiş, gavsı sevmiş,
          ders almış, gitmiş, boy abdestini almış tövbe namazını kılmış, sabahtan da dersini
          yapmış. Bir günlük dersliymiş, bir günlük hizmet görmüş. Fakat adamcağızın üç - beş
          tane keçisi varmış. Gitmiş  ki keçisinin bir tanesi ölmüş. Hanımı gelmiş acizlenmiş,
          beyini öyle tehdit etmiş ki:
   151   152   153   154   155   156   157   158   159   160   161