Page 259 - Gülden Bülbüllere Teveccüh Sohbetleri - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 259

256                                                          Gülden Bülbüllere

                 Yar daim sana nazar eyler
                 Seni gafil görürse güzâr eyler
          Ama  hiç olmazsa biz,  sair zamanlarda Allah’ı unutuyorsak da bu amellerde
          hatırlayalım,  bu amellerde olsun unutmayalım. Unutmayalım deyince, cihadımızı
          yapalım. Elimizde değil, düşünceler gelir gönlümüze,  hepimizin gönlüne gelir ama
          gelsin, gelmek mani değil onu tutmak manidir.  Tutmayıp atacaksınız. Çünkü kalbî
          cihat, cihad-ı ekberdir.
          Bak!  İnsanların kalbini neye benzetiyorlar? Misal veriyorlar:  İnsanların kalbi bir su
          misalidir; bir su var ki cârî nehir akıyor, bir su da var ki göl suyu sabit. Mesela bak,
          Burada Gölbaşı var, burada göl suyu var. Bir de burada mesela Kızılırmak Nehri
          yakından geçiyor. Bu nehre bütün insanlar ne kadar ev zibili, sokak zibili dökseler, onu
          kirletebilirler mi? Kirletemezler. Ama o göl kirleniyor. Nehir niçin kirlenmez? Onda
          bir güç var, vurup götürüyor, orada bırakmıyor.
          İşte cihat yapan kalp böyleymiş. Cihat yapmayan kalp mülevves olur, kirlenir, paslanır,
          yosunlanır göl suyu gibi; ama cihat yapan kalp cârî bir nehir gibi. Onun için buradaki
          mücadele cihad-ı ekber oluyor.
          Bunlar kalbinize gelir, geleni tutmayın. Burada, demek ki bu amelimiz bunu istiyor.

          Bir de, teveccühte göz yumuluyor, teveccühün bir oturma usulü vardır, onu usulünce
          oturturlar. Ondan sonra “Estağfurullah” diye bir nida ilan olacak. O, Estağfurullah
          nidası “Amel başlıyor.” demek oluyor, gözler yumulacak.
          Defalarca söylüyoruz, yine gözü açık birilerini görüyoruz, olmuyor. O göz açan kimse
          var ya hem kendi nimetine hem de buradaki Müslümanların nimetine mani  oluyor.
          Çünkü göz  açmak yasaktır. Yasak olan  bir  şey işlenirse sonra burada tecellî  edecek
          nispete, feyze, Allah’ın nuruna mani olur.
          Şüphe yok ki burada Allah’ın, Cenabı Hakk’ın üç nuru da tecellî edecektir. Nedir
          burada üç nuru? Esma nuru, Sıfat nuru, Zât nuru.
          Mesela buradaki müritlerin halleri, makamları bilinmez.  Onların ruhları bilinmez.
          Ruhun esrarına akıl sır ermiyor. Evet, ruhun da makamları var.

          Belki bu cemaatin içerisinde Ruh-ı Revânî makamına ulaşan olmuştur. O esma nurunu
          cezbedecek, onun için esma nuru buraya gelecek.

          Bu cemaatin  içerisinden Fenafirresul  makamına, Ruh-ı Sultânî makamına ulaşmışsa
          biriniz, o sıfat nurunu cezbedecek, nübüvvet nurunu cezbedecek.
          Demek, Ruh-ı Revânî makamına ulaşan, velâyet nurunu, esma nurunu cezbedecek; o
          nur gelecek buraya. Ruh-ı Sultânî makamına ulaşmış varsa, onlar da nübüvvet nurunu
          cezbedecekler, sıfat nurunu cezbedecekler. Belli olur mu, kimde ne olduğu?

          Zât nuruna ulaşmışsa, Ruh-ı Nurânî makamına ulaşmışsa, o da Allah’ın zâtının nurunu
          cezbeder. Daha önce de ifade ettik ya:
                 Gördüğü nedir bilemez

                 Kendini yoklar kendini bulamaz
   254   255   256   257   258   259   260   261   262   263   264