Page 256 - Gülden Bülbüllere Teveccüh Sohbetleri - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 256

Teveccüh Sohbetleri                                                    253

          Şeyh efendimiz büyük bir velî idi. Zamanımızın en büyük bir velîsiydi. Hani dedik ki
          her tarikatın şartı, herhangi bir tarikatın mensubunun, müridinin kendi tarikatını üstün
          görmesi, kendi meşayihini büyük görmesi hakkıdır. Fakat sair tarikatları inkâr etmek,
          küçük görmek; sair meşayihleri inkâr etmek küçük görmek batıldır, hatalıdır. Onun için
          evet,
                 Tarikat cümle haktır olma zaği

                 Ki dört misbahı var birdir çerağı
          Burada misbahtan mana lamba. Bu dört misbahtan mana, Hülefa-i Raşidin. Çerağ’dan
          mana, nur-u nübüvvet, Peygamber Efendimiz’in nuru. Ona talip olacağız.
          Evet,  Şeyh efendimiz zamanında,  çok  büyük bir velî, tasarruf sahibi olduğu halde,
          kendisine zaman müsaade etmiyordu, mekânı da yoktu. Yıllar boyu mekânı belirsiz idi.
          Türkiye’nin her tarafında gezdi. En  çok Ankara,  İstanbul, Erzurum, Erzincan
          buralarda kalırdı. Tabii,  Bor gibi başka  memleketlere de gidiyordu. Fakat böyle bir
          cemaat de, böyle bir mekân da yoktu.
          Şimdi burada, hani  bir  atasözü var:  At  verir meydan veremez;  meydan verir at
          veremez, atı olmaz. Cenabı Hak bir kuluna at verir meydan vermez, meydan verir at
          vermez, denilmiş. Eğer at vermiş, meydan da vermişse o kuluna ihsan etmiştir, büyük
          ihsan etmiştir.
          Burada attan mana, bizim muhabbetimiz, Allah’a olan sevgimizdir. Tarikat bir meşayih
          vasıtasıyla Allah sevgisine duçar olmaktır. Çünkü at demek bir vasıta demek. Bizim de
          Allah’a gidecek en süratli vasıtamız, muhabbetimizdir. Niçin?
                 Çok çektim ise iftirak

                 Kalmadı gönlümde merak
                 Aşkın bana oldu Burak

          Burada ilmim, amelim değil aşkım bana Burak oldu, diyor. Burak'tan mana Mîraç'tır.
          Burada,  şimdiye kadar bizden daha  çok  muhabbetliler, bizden daha çok  aşka duçar
          olanlar vardı. Fakat  bunlar bir araya gelemiyorlardı, böyle ameller işleyemiyorlardı.
          Mesela teveccühü yapamıyorlardı,  Şeyh efendimiz yapamıyordu.  Allah o fırsatı
          vermemişti ona. Onlara o fırsatı vermemişti.

          Şimdi, biz onun müridi değil de bir köpeği olsak bizim için şereftir.
                 Olurdum la ameli kelbi ölünce
                 Kabul etse beni çobanı leyli

          Demek ki onlara Cenabı Hak bu zamanı, fırsatı vermedi. Ama  şimdi bizim
          zamanımızda bize bir fırsat verdi. Şimdi bizim de meydanımız var, atımız yok.
          Efendiler, buradaki ifademiz, hani sizde daha da evvelce bir muhabbet vardı. Hani beş
          senelik, sekiz senelik, on senelik olan evvelki ihvanları diyorum. Fakat böyle imkânlar
          yoktu, meydan yoktu; bir muhabbet vardı, bir ihlâs vardı. Şimdi meydan açıldı. Niçin
          bunu böyle söylüyorsun?
   251   252   253   254   255   256   257   258   259   260   261