Page 288 - Gülden Bülbüllere Teveccüh Sohbetleri - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 288

286                                                          Gülden Bülbüllere

          Fakat bu teveccühte şu olur. Teveccühün şartları var. Şartı ne? Birinci şart, teveccühe
          oturan bir kimse teveccühün şartlarına riayet edecek.

          Bu şartların biri ne? Gözler yumuk olacak, göz açılmayacak.
          Ondan sonra kalbinde kin varsa atsın, çıkarsın. Bir kimseyi sevmiyor, buğzu varsa, kini
          varsa, çıkarsın atsın. Hasedi var, kini var, gurur var, kibri var, bunları kalbinden atsın,
          çıkarsın.
          Sonra kalbine gelen, hani ağır hastası var, onu da çıkarsın. Burada onu düşünmekle
          hastası iyileşmez. Yalnız hastasına dua istesin. İşte duanın mercii burası, şifa istesin.
          ‘Yâ rabbî hastama şifa ver.’ desin. Borcu var ödeyemiyor, borcunu düşünmekle borcu
          ödenmez. Borcundan kurtulmak için burada Allah’a sığınsın. Sığınacak yer burası işte.
          Evet, işte gözler  açılmaz,  yumuk olacak. Kalbinizi  muhafaza edeceksiniz, kalbinize
          geleni atın.  Muhafaza edin, deyince  tabii kalbe gelen bizim elimizde değil. Çünkü
          kalbin  bekçisi yok, ama bizim kalbimizin bekçisi rabıtadır. Ama rabıta  için, bak ne
          buyruluyor?
                 Râbıta oldukça pîre cümle a'zâ “Hû” çeker
          Yani diyor ki: Bir insan rabıtayı tam yaparsa, ama burada râbıtayı hayal var,  râbıtayı
          cemâl vardır.
          Râbıtayı hayalde tabii ki dalga vardır. Başka şeyler de gelir ama onu atıp râbıtayı hayal
          yapmak lazım. Râbıtayı hayal meşayihe yapmak lazım.
          Aslında rabıta gönül bekçisidir, efendiler. O olmasa, rabıta sevgisi gönlünde olmasa,
          rabıta gelmese başka şeyler gelecek.
          Onun için Nakşibendî Efendimiz’in zamanında zâhir ulema rabıtaya karşı çıkmışlar. O
          zaman Nakşibendî Efendimiz Buhara’daki ulemayı davet etmiş.
          —Gelin, bir fukara çorbamı için, demiş.
          Onlar da tabii her ne kadar muhalefet ediyorlarsa da Nakşibendî Efendimiz seviliyor,
          bütün insanlar tarafından bir hürmet  var, bir  sevgi var.  Sevdiren  Allah.  Gelmişler
          toplanmışlar onların hizmetini kendisi görmüş. Yedirmiş, içirmiş. Demiş ki:

          —Mollalar, bir müşkilim var, sizden öğrenmek istiyorum.
          —Buyurun efendim,  demişler.
          —Siz demişsiniz ki rabıta puttur.
          —Evet, efendim demişler.

          —Namaz nasıldır? Avamın namazı var, havasın namazı var. Huşu ile kılınan namaz
          var, bir de şuğul ile düşünceli kılınan namaz var. Bu namazlar nasıl olur?

          Müptedinin namazı var, müntehinin namazı var. İrade sahibinin  namazı var, iradesi
          küllî iradeye geçenin namazı var. Huzur kimdedir? Huzurla, huşu ile namazı kim kılar?
          Müntehi âlemine geçenler. Müptedi, irade sahibi namaza durduğunda ne olur? Malı
          gelir aklına, alacağı gelir aklına, vereceği gelir aklına, evladı gelir,  ailesi gelir.  Bütün
          bunlar gelir, eşi dostu gelir gönlüne. Gelir mi? Gelir. Bunlar hep nefsi için sevilenler,
   283   284   285   286   287   288   289   290   291   292   293