Page 291 - Gülden Bülbüllere Teveccüh Sohbetleri - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 291

Teveccüh Sohbetleri                                                    289





                             “Zenginler Bütün Yarışta,

               Fakirler de Koşuyorlar ki Onlara Kavuşsunlar”


                                                               26.06.1994, Samsun


          Sabah-ı şerifleriniz hayırlı mübarek olsun. Cümleten hoş geldiniz, sefa geldiniz, sefalar
          getirdiniz. Feyiz getirdiniz, nur getirdiniz, muhabbet getirdiniz.
          Allah muhabbetinizi arttırsın. Allah hepinizin işlerini hayır getirsin. Allah inancımızın
          neticesini sizler için, bizler için hayırlı etsin. Feyzinden, nurundan, bereketinden ihya-
          âbâd etsin.
          Amelimiz büyük amel, büyüklerimizin ameli; biz taklidini yapacağız. Ama olsun, olsun
          da taklidi olsun. Taklitten tahkike geçeceğiz. Taklitten tahkik doğar. Mecaz hakikate
          köprüdür, derler. Evet, büyüklerimizin emri böyle: Mecaz hakikate köprüdür.

          Tabii mecaz ne? Kulun iradesiyle yaptığıdır.
          Hakikat nedir? Hakikat küllî iradeye geçmektir.
          Mecaz yapa yapa, iradesini sarf ede ede küllî iradeye geçiyor. Onun için bizim amelimiz
          de büyüklerimizin amelidir, büyük ameldir.
          Ama hiçbir tarikatta teveccüh diye bu amelimiz yoktur. Bizim  amelimiz büyük bir
          ameldir, Allah’a sığınarak biz taklidini yapacağız. Olsun ama Divan’da geçer, bir müjde
          var bize:
                 Âteş-i aşkınla yandır Sâlih’i

          Sâlih demek: sağlam amel işleyen, maksatsız, menfaatsiz, riyasız, gösterişsiz, şöhretsiz.
          “Halisen livechillâhi” için amel işleyen herkes sâlih’tir.  Sâlih bir isimdir ama bu Sâlih’in
          ismi değil, amel işleyenlerin ismidir.
                 Âteş-i aşkınla yandır Sâlih’i
                 Şarâb-ı lebinle kandır Sâlih’i

                 Taklîd’den tahkîke döndür Sâlih’i
                 Affeyle hizmette noksânımız var
          Yeter ki hizmetimizi yapalım da, yaptık, demeyelim; yapamadık, diyelim. Yaptık dersek,
          o varlık olur, o benlik olur.
   286   287   288   289   290   291   292   293   294   295   296