Page 304 - Gülden Bülbüllere Teveccüh Sohbetleri - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 304

302                                                          Gülden Bülbüllere

          —Meşayih var mıdır, tekke var mıdır, zaviye var mıdır, diye sormuş.
          Bir  merkezi yerde herkesçe daha çok  bilenen; ilmi yönden, zenginliği ile,  müridinin
          çoğunluğundan dolayı Nureddin-i Havâfî isminde bir meşayihin tekkesini göstermişler.
          Ve gitmiş onları zikirde bulmuş. Bakmış zikri aleni, cehrî yapıyorlar. Hem başlarını
          sağa sola çeviriyorlar hem de bağıraraktan yapıyorlar.
          Haktır inkâr değil. Nakşibendî Efendimiz de öyle buyurmuş;
          —Sizin zikriniz haktır inkâr etmiyorum ama ben sizin yaptığınız gibi yapmam, demiş.

          Değil mi? Kendi şeyh efendisi daire içinde oturuyor ve cehrî zikir yaptırıyormuş. Şeyh
          efendisinin sohbetini dinliyor, zikre başladığı zaman Nakşibendî Efendimiz çıkıp
          gidiyormuş. Şeyh efendi zikri yaptırıyor, zikrin idarecisi oymuş fakat şeyh efendi bir şey
          demiyor, biliyor, bildiği için bir şey demiyor.

          Ama müritleri ona buğzediyorlar.
          —Sen niçin bizim şeyh efendimizin sohbetini dinliyorsun da zikrinden kaçıyorsun.
          Diye buğzediyorlar, sevmiyorlar. Ama onlara demiş ki:
          —Sizin zikriniz haktır inkâr etmem ama ben sizin yaptığınız gibi  yapmam, dermiş
          gidermiş.
          İşte bu Muhammed Şemseddin-i Rûcî Hazretleri de o, Nureddin-i Havâfî ismindeki
          aleni zikir yaptıran, cehrî zikir yaptıran meşayihin sohbetini göstermişler, gitmiş. Onları
          cehrî zikirde bulmuş.

          Burada belki vardır cehrî zikir yapan Rufaîler, Kadirîler. Tenkit değil, bunu tenkit için
          söylemiyorum hâşâ.  Abdülkâdir Geylânî Hazretleri de bizim  pîrimizdir.  Biz daima
          teveccühler içinde onu zikredeceğiz, okuyacağız. Daima hatmede okuyoruz, Fatiha
          hibelerinde okuyoruz.

          Evet, işte bu cehrî zikri seyretmiş ama bunların zikri hoşuna gitmemiş, oradan ayrılmış.
          —Burada daha başka meşayih yok mu? Demiş.
          İşte böyle merkezi bir yerde değil de bir ara sokakta kapalı bir yerde Sadeddini Kaşgarî
          Hazretleri’ni göstermişler. Demişler:
          —Nakşî halifeleri var, filanca yerde.
          Gitmiş onu da bulmuş. Evvelce gitmiş olduğu şeyhin cemaatleri gibi orada da cemaat
          var. Ama bunları zikirde bulmuş. Bir ufak mahalle mescidinde zikir yapıyorlar. Bizim
          yaptığımız halka zikrindeler, hatme okuyorlar, akşam yaptık ya öyle bir zikirdeler.

          Bunları da seyretmiş bakmış ki bunlarda ses yok, hareket yok; ama zikirdeler. Halka
          olmuşlar, gözleri yumuk, ellerinde taş var veya tespih var. Bunların bu zikri hoşuna
          gitmiş. Gönül muamelesidir bu. Onları da seyretmiş ama onlarınki hoşuna gitmemiş,
          bunlarınki hoşuna gitmiş.

          Gönlünde şöyle bir şey cereyan etmiş. Demiş ki:
   299   300   301   302   303   304   305   306   307   308   309