Page 308 - Gülden Bülbüllere Teveccüh Sohbetleri - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 308

306                                                          Gülden Bülbüllere

          Bakın şimdi bu güneş var. Güneşin ışığı bütün arzı istila etmiş, mükevvenâtı bütün
          ışığıyla istila etmiş. Güneş ışığı ile istila etmiş ama güneşin bir merkezi var, bir vücudu
          var.
          Öyleyse demek ki ilmin bir noktası var. O noktayı okuyan, işte kalbi açılan ilmin
          noktasını okuyandır. Ancak kalbi açılan o noktayı okur.
          Onun için ilim bir noktadır, diye Hazreti Ali Efendimiz buyurmuş: “İlim bir noktadır,
          cahiller onu çoğalttı.” Cahil demek yani bilmeyenler onu çoğalttı, ilim bir noktadır.
          Hâlbuki bakın, dikkat edin, Resulullah Efendimiz’in Hazreti Ali Efendimiz hakkında
          bir emri var. Buyuruyor ki hadis-i  şerifte:  “Ene medinetil ilm  bâbı Ali, ilmin  şehri
          benim, kapısı Ali’dir”. Hani bir insan şehre geldiği zaman, o şehre kapıdan girecektir.
          Demek ki Peygamber Efendimiz’in âlim olan ashabının içerisinde en fazla yol almış
          Hazreti Ali Efendimiz ne buyurmuş? “İlim bir noktadır, cahiller onu çoğalttılar.” Hoş
          bu kendisini cahil mi yapar?

          Ama bir de buyuruyor ki: “Görmediğim Allah’a ben secde etmem”.
          Bakın öyleyse burada şimdi ne anlaşılıyor?
          Evet, Allah “ilmel yakîn” ile bilinir, ilim ile bilinir. Allah’ı “ilmel yakîn” âlimler bilirler.
          “İlmel yakîn” ile bilinir ama o mesafe bırakıyor.
          Allah “aynel yakîn” bilinir. Âbidler fazla amel işleyenler “aynel yakîn” ile yaklaşıyorlar.
          Zaten Cenabı Hak hadis-i kutsîde “Kulum bana nafile ibadetle yaklaşır.”  buyuruyor.
                                                                       16
          Bir de var ki “İlmel yakîn” mesela, Ahmet  İstanbul’da, Mehmet Ankara’da. Ahmet
          Mehmet’i bilmiş. Ama biri Ankara’da biri İstanbul’da.

          Bir de var ki Ahmet, Mehmet yaklaşmış birbirine.
          Bir de var ki Ahmet Mehmet olmuş, Mehmet de Ahmet olmuş. Bu da vardır.
          Ancak insan isminden, cisminden kurtulmazsa bu olamaz.

          İnsanın ismi, cismi perdedir,  Allah’a perdedir.
          Niçin olmasın? Allah’tan gelmiştir bu ruh, Allah’a gidecek bu ruh.
          Ama bu ruhun Allah’a gitmesi için her şey sıyrılacak, aradan çıkacak.

          Dünyadan geçecek insan, ahiretten  geçecek, cennetten, ilminden, amelinden,
          kerametinden, asaletinden her şeyinden geçecek insan.
          Canından da geçecek.

          Canını terk etmeyen canana ulaşır mı? Ulaşamaz.
          Allah da öyle buyuruyor: “Kulum ver beni de al beni.” buyuruyor. “Benim sana vermiş
          olduğum bir can var, ruh var onu ver bana ki beni alasın”. Onun için kelamı kibarda
          geçiyor bunlar. Bakın, hepsi ayet, hadis mealidir bunlar:



          16  Buhari Rikak 38
   303   304   305   306   307   308   309   310   311   312   313