Page 307 - Gülden Bülbüllere Teveccüh Sohbetleri - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 307

Teveccüh Sohbetleri                                                    305

          Ama Nakşibendî Efendimiz onu efdal-i zikir olarak  kabul etmemiş; bir tek o, tek
          kalmış. Ama tek kalmış da burada bir kusur mu işlemiş? Bir eksiklik mi işlemiş? Hayır.

          O öyle ileri  gitmiş,  öyle ileri gitmiş, öyle ileri gitmiş ki onun  makamına kimse
          ulaşamamış ki onu anlayabilsinler. Çünkü o reis-i evliyadır.
                 Himmet-i evliyâ bize yâr iken

                 Şâh-ı Nakşibendî serhünkâr iken
          Serhünkâr demek; ülke padişahlarına hünkârım denilirdi. Ser demek yani ülke
          padişahlarının daha “ser”i,  ileri gitmişidir. O maneviyat padişahları velîlerdir ama o
          velîlerden çok ileri gitmiş. Onun için burada reis-i evliya seçilmiştir.
                 Himmet-i evliyâ bize yâr iken

                 Şâh-ı Nakşibendî serhünkâr iken
                 Seyyid Tâhâ Sıbgatullah var iken
                 “Kâbe kavseyn”e dek seyrânımız var

          Bakın, efendiler! Nakşibendî Efendimiz’deki olan esrara bakın, sırra bakın. Hakikaten
          de öyle,  Nakşibendî Efendimiz  “Kâbe kavseyni”  makamına ulaşmıştır. Hiçbir velî o
                                                    15
          makama ulaşmamıştır, ama o ulaşmış.
          “Kâbe kavseyn” makamı Resulullah Efendimiz’in makamıdır. Peki, o makama ulaşınca
          peygamber mi olmuş? Haşa, yok peygamber  olmamış, ismi kalmıştır. Peygamber
          olmamış ama o makama ulaşmıştır.
          Onun için burada Nakşibendî Efendimiz buyurmuş ki:

          —Efdal-i zikri “La ilahe illallah” olarak kabullenilmiş ama bize göre değil, demiş. Bize
          göre o zikir bir ibadettir. Bize göre efdal olan zikir; kalbi Allah ile meşgul etmektir.
          Kalpten Allah’ı unutmamaktır.
          Evet, işte onun için Cenabı Hak da “Nahnü akrabu” buyuruyor. Kur’an’da bir ayettir
          ki bütün Kur’an’ın sırrı, esrarı bunun içerisindedir, “Nahnü akrabu, kulum ben sana
          şah damarından daha yakınım.”

          Kur’an’dan mana Allah’ın kelamıdır.
          Cenabı  Hak her bir hikmetlerini,  kuvvetlerini,  kudretlerini, nimetlerini,  sıfatlarını,
          maddi manevi günahları Kur’an’da bize bildirmiyor mu?

          Bunların hepsi ilim değil mi?
          İlim bir deryadır derler ama ilim bir noktadır da.
          Derya olur ama noktayı bilemez, noktayı anlayamaz, noktayı bilemez.

          Aslında ilim bir noktadır. Derya olunca açılıyor, yayılıyor.




          15  Necm 53:9
   302   303   304   305   306   307   308   309   310   311   312