Page 348 - Gülden Bülbüllere Teveccüh Sohbetleri - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 348
346 Gülden Bülbüllere
Mesela bak, şeriat demek; bir ağacı hızardan geçiriyor. Dalını, budağını, çirkinini kesip
bir tahta yapıyor diyelim. Fakat o ağaç tornadan geçmese onda bir güzellik olmuyor.
Demek ki şeriat, insanları kaba bir ağaç gibi yontuyor veyahut da hızardan geçiriyor bir
şekle sokuyor, tahta yapıyor. O tahta da tornadan geçmezse onda herhangi bir özellik,
güzellik, bir işlem olmuyor.
İşte burada şeriat, insanları hayvani sıfattan beşeri sıfata geçiriyor. Tarikat da beşeri
sıfattan meleki sıfata geçiriyor. Bunun da dört esası vardır. Tarikattaki bu dört şah, seni
beşeri sıfattan meleki sıfata geçiriyorsa bu dört şahtan murat: Muhabbet, ihlâs, âdap,
teslim. Bunlar olmazsa geçemezsin.
Geçince ne oluyor? İşte o zaman kutsal makamları elde ediyorsun.
Kutsal makamları elde ediyorsan büyük varlık oluyorsun.
Allah'ın en büyük varlığı sen oluyorsun.
Allah'ın en güzel varlığı sen oluyorsun.
Allah'ın en kıymetli varlığı sen oluyorsun.
Bir de nedir? İşte letâif âlemleri var ki:
Bilinmez âlemin sırrı nihandır
Sende bir sır âlemi var. O sır âlemi sana açılmazsa hiçbir eşyanın da sırrına ulaşamazsın
Kuvve-i kudsîden edip imdadı
Bize haber verdi zâtı sıfatı
Ol zaman anladık sırr-ı Ahmed'i
Dikkat edin, Peygamber Efendimiz biliyordu, onda da bir sır vardı. Peygamber
Efendimiz’de de bir sır vardı. Görünmeyen bir tarafı vardı. Görünen tarafı ise
nübüvvetidir.
Kur'an geldi ona; mucizeleri, ay'ı şak etmesi, göğe yükselmesi görünen, bilinen tarafı
bunlar.
Ama bilinmeyen tarafı var, sır tarafı vardır. Ne zaman anlayacağız?
Kuvve-i kudsîden edip imdadı
Bize haber verdi zâtı, sıfatı
Ol zaman anladık sırr-ı Ahmed'i
“Küntü kenz” esrârın beyan eyledi
Demek ki burada bize sır makamı tarikatsız açılmaz. Ama bu sır makamı daha üçüncü
makamdır.
Daha evvela bir kalp âlemi var, kalp makamı var.
Ondan sonra ruh âlemi var, ruhun makamı var.
Sır âlemi var, sırrın makamı vardır.

