Page 450 - Gülden Bülbüllere Teveccüh Sohbetleri - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 450

450                                                          Gülden Bülbüllere

          görmek isteyen gitsin onu görsün. Onun için “Reis-i Evliya” seçilmiş. Bu makamı o
          idare etmiş.
          Öbürlerinden de mesela Necmeddin-i Kübra var, ismi Kübra yani büyük. Kübreviyye
          tarikatının kurucusudur. O bir açık sahra sohbetinde, sohbet ediyormuş. Çok büyük
          cemaat var. Sohbeti dinlemek için dört ayaklı bir kertenkele otların içerisinden sürüne
          sürüne dizinin dibine gelmiş. O sohbet esnasında tabii o anda bir tecellî olmuş. Bir
          Hak nuru tecellî etmiş, her zaman olmaz. Vardır ama bu her zaman olmaz. Yalnız:
                 Görse bir mahbûb-ı ra'nâ mevc urur deryâ gibi
          Ne zaman ki Evliyâullah bir ehlini görürse; ona bakar o gözüyle başkasına bakamaz,
          bir dilemesi vardır.
          Evet, işte o  tecellî anında bakmış ki,  o  kadar cemaat içerisinde  bir tane kalbi selim
          bulamamış.  Hepsinin kalbi meşgul, hepsinin  kalbi dolu.  Bakmış ki o hayvan öyle
          vermiş ki kendisini sanki ölmüş gibi hiç kımıldamıyor. İşte o anda o hayvana acımış
          ona bir bakış yapmış,  ona bir nazar etmiş. O nazar ona isabet edince o hayvan
          büyümüş büyümüş şişmiş balon patlar gibi güm diye patlamış. Bu nazarı ancak insanlar
          taşır.

          Bak!  Cenabı Hak öyle buyuruyor: “Biz Kur’an’ı dağlara yükledik, dağlar yüklenmedi.
          İnsanlar yüklendi.” 6  Her hakikat Kur’an’da değil mi? Dağlar yüklenemedi, taşıyamayız
          dediler, ama insanlar yüklendi.
          O hayvan taşıyamamış onu güm diye patlamış. Mübarek burada manevi bir mahkeme
          görmüş. Mahkemenin reisi Resulullah Efendimiz. Tüm ervah var mahkemede.
          —Sen bu nazarı insanlara verecekken niçin o hayvana verdin?
          Manevi, ruhi bir mahkeme. O da demiş ki:
           —Efendim bütün o  kadar  insanların hepsine nazar ettim baktım ki,  hiçbirine
          acıyamadım, hiçbirine gönlüm acımadı; ama o hayvana acıdım. Ona yazığım geldi, o
          nazarla ona baktım, demiş.
          Demek ki  bundaki noksanlık, eksiklik bu olmuş. O  nazarı insandan başkasına
          vermeyecekmiş. Onu  taşıyacakmış, onu muhafaza  edecekmiş, onu o  hayvana
          vermeyecekmiş.
          Yoksa ehli, içinde saklayacaktı, muhafaza edecekti. Evet, onun için efendiler:

                 Yek nazar eylese arifibillah
                 Aslı kemhareyi mücevher eyler
          Diyor ki: Allah’tan ayık olanlar, Allah’ın velîleri, bunlar bir bakışta (nazar: bakış, yek:
          birdir) bir bakışta, bir kere kara taşa baksalar onu mücevher altını yaparlar. Bu da şudur
          ki:
                 Teveccüh olunca her bir ihvâna

                 Mürde kalplerimiz gelirler câna


          6  Ahzap 33:72
   445   446   447   448   449   450   451   452   453   454   455