Page 501 - Gülden Bülbüllere Teveccüh Sohbetleri - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 501

502                                                          Gülden Bülbüllere

          —Eğer düvel-i arz üzerinde bir tane  Havace Abdulhalik’in manevi evlatlarından
          bulunsaydı Mansur’u ipe vermezdi, o hâlden geçirirdi.

          Dikkat edin. Nakşibendî Efendimiz dünyaya geldikten sonra arz üzerinde böyle bir şey
          olmamış.

          Müslüman ülkelerde,  bölgelerde,  tasavvuf ehli varsa tamamen artık o  makamdan
          geçerken daha böyle  bir  şey görülmemiş. Öyleyse demek ki  bakın Nakşibendî
          Efendimiz’in  yetkisine. Ama “evladından” değil “evlatlarından” diyor. Evlatlarından
          deyince Nakşibendî Efendimiz’in tarikatında yetişen, çalışan, yetişen velîlerin  hepsi
          buna dâhildir.
          Evet, başka bir emri daha var, kitapta yazılıdır. Buyuruyor ki:

          —Fenafirresul âlemine geçip nur-u  nübüvvete dâhil olunca,  bârıgah-i Resulullah’tan
          içeri girdim. Bana şu ihsanda bulundu. Varis-i enbiya olan bütün velîlerden fazla olarak
          bana bir ikramda bulundu. Buyurdu ki: : “Tarikatta senin mervebin dört cihetine (bir
          ciheti değil dört ciheti; doğuya doğru, batıya doğru, kuzeye doğru, güneye doğru) yüz
          fersahlık yere gömülen ehl-i imanın mevtaların kabir azabını kaldırdım.” ve ondan
          sonra Alâeddin Attar’a  geldi (halifesi, damadı) ona da kırk fersahlık yerin  şefaatini
          verdi.

          Buyuruyor ki: “Bizim muhiblerin en kemteri …”
                 Tarîkımız Tarîk-ı Nakşibendî
                 Kamu ehl-i tarîkin serbülendi

                 Kolumuz Hâlidî'dir dilpesendi
                 Girenler hâb-ı gafletten uyandı

          Bir böyle buyuruyor, bir de buyuruyor ki:
                 Tarik-i Nakşibendî hak yoludur
                 Ana dâhil olan cümle velîdir

          Yeter ki ama oraya girdikten sonra….
          Nasıl giriyoruz oraya? Hani şeyh efendimizin huzurunda istiğfar ettikten sonra o ahd-i
          misak tazeleniyor.
          Ta ki ilm-i ezelide “Belâ.” demiştik ya buraya geldik bu “Belâ.” bozuldu. Dünya bir
          taraftan, nefis bir taraftan,  şeytan bir taraftan, yaramaz insanlar bir taraftan  hepsi
          bunlar ne  yaptılar bizi? Bizi bozdular,  kaydırdılar, “Belâ.” bozuldu. Bunu da Allah
          bildiği için tövbe ayeti bize göndermiş. “Tubû ilallahi tevbeten nasuha.” , Kulum
                                                                          17
          tövbe et,  tövbeni kabul edeceğim,  buyuruyor. Hem Cenabı Hakk’ın merhametinin
          sonu mu var, nihayet mi var? “Tövbe et, tövbeni kabul edeceğim.”




          17  Tahrim 66:8
   496   497   498   499   500   501   502   503   504   505   506