Page 205 - Gülden Bülbüllere Teveccüh Sohbetleri - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 205
Teveccüh Sohbetleri 201
“Teveccüh Ruhun Bayramıdır”
22.12.1992, Hollanda-Amsterdam
Esselamü aleyküm ve rahmetullah; Allah’ın selamı, rahmeti, hidayeti, bereketi üzerinize
olsun.
Cümleten hoş geldiniz, sefa geldiniz, sefa getirdiniz; feyiz getirdiniz, nur getirdiniz,
muhabbet getirdiniz. Allah feyzinizi, nurunuzu, muhabbetinizi arttırsın. Allah
şerefinizi, makamınızı yüceltsin. Allah aşkınızı, muhabbetinizi arttırsın.
Sabahı şerifleriniz de hayırlı mübarek olsun. Amelimiz de yapacağımız amel de sizin
için, sizler için bizler için hayırlı mübarek olsun. Bu amelimizin ismi teveccüh. Bu
büyüklerimizin amelidir.
Peygamber Efendimiz de teveccüh yapmıştır. Eşrefoğlu Rûmî’nin “Müzekki’n-Nüfus”
adlı kitabında yazar. Peygamber Efendimiz de ashabına teveccüh yapmışlar. Mübareği
cezbe almış, başını sağa sola sallarken imamesi başının sarığı düşmüş, bunu parça parça
etmişler. Her sahabe tırnağım kadar sarıktan almış, teberrüken saklamışlar.
Zaten tarikatın amelleri, tarikat onun yoludur. Şeriat-ı Muhammediye, tarikat-ı
Muhammediye var. Şeriat zâhiri, tarikat da bâtını; şeriat nübüvveti, tarikat da
velâyetidir. Peygamber Efendimiz’in velâyeti de vardır.
Hani bazı tasavvuf kelamları var; anlaşılmıyor da anlaşılmadığı için ona karşı çıkıyorlar.
Mesela bir tasavvuf kelamı var, tasavvuf kitabında yazar: “Velâyet, nübüvvetten
büyüktür.” demişler. Ama bu peygamberlerin velâyeti, peygamberlerin nübüvvetinden
büyük demektir, velîlerinki değil. Ama velîler de velâyet sahibidir, peygamberler de
velâyet sahibidir.
Peygamber Efendimiz’in velâyeti vardı, nübüvveti vardı. Nübüvveti aşikâr oldu;
Cebrail’in Kur’an getirmesi, Mîraç yapması, mucizeleri… Değil mi? Bunlar
nübüvvetinin delilleridir. Bunlar şüphesiz delillerdir.
Mesela ayet var, şüphesiz delildir; hadis var, bu şüpheli delil oluyor. Ama bu hadisler
de ikiye ayrılıyor: hadis-i kutsî, hadis-i şerif. Hadis-i kutsi de şüpheli olmaz. Niçin
hadis-i kutsî hadis-i şerif ayrılmış? Niye burada ayırmışlar? Bak, ulemanın burada bize
izahı, buyurması ki: Hadis-i kutsînin lafzı Peygamber Efendimiz’indir; manası Cenabı
Hakk’ın, Hazreti Allah’ındır.
Hadis-i şerifleri ise Peygamber Efendimiz kendi iradesiyle, kendi varlığı ile konuşmuş,
kendi iradesi ile konuşmuş. Ama kutsî hadisleri söylediği zaman Peygamber Efendimiz
yok, yine Hazreti Allah onun dilinden konuşmuş, onun ağzından konuşmuş.

