Page 296 - Gülden Bülbüllere Teveccüh Sohbetleri - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 296

294                                                          Gülden Bülbüllere

          Nübüvveti aşikâr oldu, velâyeti gizli geldi. Velâyeti kıyamete kadar gizli devam ediyor;
          ama nübüvveti aşikârdır.

          Ne demek  yani? Nübüvvetinin varisi  bir hocadır. Medrese ilmini  bitirmiş, icazetini
          almış oradan, bu onun elinde bir hüccettir (delil).
          Nakşibendî  Efendimiz Hazretleri’nin çok  âlim olan, kemâl ehli  müritleri varmış.
          Onlardan yetişkin kimseler var, çok âlimler var. Ama en fazla ilmi olan, o zamanın
          ulemasının içinde ileride olan, âlim olan halifesi Yakub-u Çerhi varmış. Bu Yakub-u
          Çerhi Hazretleri çok âlimmiş. Buhara’da zâhir ilmini bitirmiş, müderris olmuş. Dört
          mezhepten fetva vermek için icazet almış.
          Bu neye benziyor bu dört mezhepten fetva veren kimse? Nasıl ki askeriyede paşalar
          var. Paşa olmak için kurmay olacak, kurmay olmayan paşa olamıyor.  Bu da dört
          mezhepten fetva veren bir âlimse, bu da bir general demek oluyor.
          Evet, böyle bir âlim Buhara’da uzun boylu kalmış ve orada tahsilini bitirmiş, icazetini
          almış, memleketine  gidiyor, memleketinin  ismi Halep’miş. Bütün  Buhara’nın
          eşraflarıyla, ulema, umera (yönetici) memur, devlet erkânıyla ve âlimlerle, meşayihlerle,
          zengin esnaflarla teker teker hepsiyle görüşmüş. Nakşibendî Efendimiz’le görüşmeye
          gidince elini öpmüş ondan dua istemiş, sonuçta genç kendisi. O da demiş ki:
          —Sen benden dua istiyorsun bizim duamız kabul müdür? Diye buyurmuş.
          Kitapta yazıyor, olmuş bir macera kayıtlıdır. Bizim duamız kabul müdür, buyurmuş.

          —Kabuldür efendim, demiş.
          —Senden bir delil isterim, demiş Nakşibendî Efendimiz. Ayet okumuş, çünkü âlim.
          Demiş ki:

          — Cenabı Hak buyuruyor ki, “Biz bir kulumuzu seversek kullarımıza sevdiririz.”
          Benim delilim bu. Halk seni çok seviyor. Allah seni seviyor ki bu insanlara sevdirmiş.
          Nakşibendî Efendimiz de:
          —”Ma azizan” demiş.
          Yakup Çerhi Hazretleri daha  önce gece uyurken  bir rüya görmüş. Rüyasında ona
          demişler ki:
          —Molla Yakup medrese ilmini bitirdin, müderris oldun, hoca oldun. Bundan sonra da
          azizlerin ilmini oku. Azizleri bul, azizlerin ilmini oku.
          Ama rüyasında bir kimse  bunu demiş ama  kim olduğunu ne olduğunu bilemiyor.
          Nakşibendî Efendimiz’e gidince bu rüya çok işlemiş.

          —Yâ rabbî bu azizler kimlerdir? Azizleri nasıl bilirim? Diye merak etmiş.
          Nasıl mübarek öyle buyurmuşsa rüya aklına gelmiş, canlanmış rüya. Orada işte gayri
          ihtiyarı Nakşibendî Efendimiz’e gönlü akmış.
          Ama çanta elinde memleketine gidiyor. Gitmiş ama daha gidememiş yoldan dönmüş
          gelmiş. Ayrıldıkça ona sevgisi çoğalmış, çoğalmış. Memleketine doğru yolun çoğunu
          gitmişken, memleketine gitmeden geri dönmüş gelmiş. Gelmiş onu dergâhında
          bulmuş. Demiş:
   291   292   293   294   295   296   297   298   299   300   301