Page 357 - Gülden Bülbüllere Teveccüh Sohbetleri - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 357
Teveccüh Sohbetleri 355
alamıyorum. İşte bunlar da değişiyor. Yani saat on’u geçirmeden bunu alacağız. Onları
da tartıyor, alıyorum; tartısız bir şey yok.
On ikide, elli gram kepek ekmeği, iki yüz gram sebze yemeği. İki yüz gram yani bir su
bardağı dolusu sebze yemeği tadsız tuzsuz, yağsız. Yağ var ama ne kadar yağ var?
Yirmi dört saatte yiyeceğim yağ, yirmi gram mısır özü yağı. Öğle on gram. O sebze
yemeğine beş gram koyuyorlar, beş gram da çorbaya. Yağlı olduğu belli bile olmuyor,
hiç görmüyorum. Bir su bardağı çorba, bir su bardağı dolusu sebze yemeği; bamya,
fasulye veya taze yeşil kabak, bunlar oluyor.
Bunları yanımızda dolandırıyorum şimdi. O meyveleri tartmışım, koymuşum.
Yemekleri de sefer tasıyla beraber dolandırıyorum. Başka türlü dışarıya çıkamıyorum.
Şimdi bunun saatini de geçirmeyeceğiz. Şimdi saat yedide yemem gerekiyordu
yiyemedim. Akşamüstü saat onda meyve alacaktım on birde ancak alabildim. Altıda
yemek yiyecektim yedide ancak yiyebildim. Bunlar sapıyor değişiyor, yerine
getiremiyoruz.
Yine saat üçte meyvem var, yedide yemek, saat onda meyvem var. Bunların dışında,
çayla sudan başka, bir gram üzüm bile alamıyorum. Bu durumda işte bir yerde sabit
kalmam lazım. Gezince bunlar yerine gelmiyor.
Hadi bunları bırak, şimdi bir de; sende yorgunluk olmasın, üzgünlük olmasın, istirahat
etmen lazım. Bu böbreği muhafaza etmen için istirahat etmen lazım, diyorlar.
Şimdi çalışmayan böbreğin bana zararı ne? Ben söyledim doktora benim bu böbrekten
şikâyetim yok. O da:
—Olmasın, şikâyetin olmasın. Böbrek ağrı sızıyı iltihap olursa yapar; taş, kum olursa
yapar. Bu onu yapmaz ama görev yapmıyor, dedi.
Görevi neymiş? Almış olduğum gıdalardan vücuda vereceği besin maddelerini dışarıya
atıyor.
Şimdi onun yerine böbreğe takviye için üç tane hap alıyorum. Zaten bundan fazla
yiyemiyoruz. Bunda da kana vereceği bir gıdayı, vitamini böbreğin biri veriyor; biri
atıyor dışarı, vermiyor. İşte onu da takviye için üç tane hap vermişler. Sabah alıyorum,
öğle alıyorum, akşam alıyorum onu takviye ediyor. Bu halsizliğin yüzde altmışını
gideriyor. Bunu almazdan evvel çok halsizdim, ayakta duramıyordum, namaza
duramıyordum. Böyle yerlere seriliyordum. Ama onu aldıktan sonra şimdi yüzde
altmışı gitti. O hapın bir tanesini almasam hemen etkisini gösteriyor. İşte durumumuz
bu.
Peki, şimdi teveccühe başlayacağız. Yeni ders alanlar, teveccühü görmeyenler
teveccühte dikkat edeceğiniz hususlar şunlar:
Bu amelden bir faydanız olsun, kendinize bir şeyler aksetsin, buradan bir şeyler
kazanmış olasınız.
Burada teveccühün en büyük mükâfatı burada kalbin dirilmesidir. Kalbe zikir tohumu
ekilecek.
Ama hangi kalbe? Sâfî olan bir kalbe. Bak, bir kelamı kibar var

