Page 377 - Gülden Bülbüllere Teveccüh Sohbetleri - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 377

376                                                          Gülden Bülbüllere

          Madde dedik görünüyor ama yok oluyor. Mana ise görünmüyor ve yok olmaz.
          Onun için bir insan bu kutsal makamları açmazsa, nasıl kıymetini bilecek?
          Bir defa insanlarda kalp var. Bu kalp zaten zâhirde de yine bir kıymeti var. Bu bir alet,
          insanın hayatını yaşaması kalbe bağlıdır. Hep iyi şeyler, kötü şeyler kalbe geliyor. Yalnız
          bak, bu kalp insanı ne yapıyor? Zarara da götürüyor, kâra da götürüyor.

          Allah bizi Müslüman halk etmiş. Kalbimize gelen iyi bir şeyi yaparsak onda kârımız
          var, kötü  bir  şeyi yapmazsak onda da kârımız var.  Terakkimiz ondan  olacak zaten.
          Allah’ın yasaklarını yapmayacağız; emirlerini tutacağız. Yasak da geliyor kalbe, emir de
          geliyor kalbe. Emirlerini işleyeceğiz, yasaklarını da işlemeyeceğiz ki terakkimiz olsun.
          Fakat bu terakki ancak zâhirdedir. Cesette bu terakki olur ve cesette bir tebâddülat, bir
          değişiklik olur. Allah bizi bir cisimle halk etmiş, fakat bu cisim yok olacak. Ama bir
          cisimle daha kalkacağız, o bir cismi işte amelimizle, itaatimizle o cismi biz kazanıyoruz.
          Fakat bir cisim de var ki insan çok güzel şeyleri icat eder, yapar. Bir de var ki bir şeyi
          yapılmış bulunursa veya insanın yapamayacağı bir şeyi bir başka maharet sahibi yaparsa
          bak o zaman orada farklı oluyor.
          Öyleyse bizim yapıcımız Allah’tır, üstadımız Allah’tır. Bütün insanların maddesi birdir,
          yapıcısı biridir ve babası da birdir. Yalnız burada insanlara ruh üflemiş. Bu ruha da
          Cenabı Hakk’ın bir iltifatı olmuştur.
          Evvela bize işte “Çok ihsan var bu ihsandan içeri” buyurması ki Allah bizi Müslüman
          halk etmiş,   bu ihsanı ruhumuza etmiş. Bizim ruhumuza “Elestü bi rabbiküm”
          fermanında “Belâ” demişiz. Burada bu ihsan ruhumuza olmuş.
          Fakat burada da seçilmişiz ki bizi Peygamber Efendimiz’e ümmet etmiş. Bu ikinci bir
          ihsandır. Yani ihsan olan ruhlara ayriyeten bir ihsan daha olmuş ki seçilmişiz,
          Peygamber Efendimiz’e ümmet olmuşuz.

          “Çok ihsan vardır bu ihsandan içeru.” buyuruyor. Üçüncü ihsan nedir?
          Üçüncü ihsan da  şimdi bu zamanda Allah bizi fesat ümmetten etmemiş.  İtaat
          ümmetten etmiş inşallah.

          Allah sonumuzu hayır getirsin. Allah isyan eden ümmetten, fesat ümmetten etmesin.
          Fesat ümmet kim? Günah, sevap, hayır  şer, helal, haram  bilmeyen fesat ümmettir.
          Fakat bunları bilen, tatbik eden itaat ümmettir. Bunlardan da bizi seçmiş.
          Peki, yine itaat eden ümmet var. Bak, bunlarda da tefrikalar var. İnşallah biz tefrikacı
          da değiliz ki bizim  yolumuz kitap,  sünnettir.  Kitap, sünnet tefrikayı yasaklamıştır.
          Tefrikacılar var, bunlardan da değiliz.
          Bu tefrikacılar kim şimdi? Bu tefrikacılar şöyle: Bu zaman tarikat zamanı değil, diyenler
          var, tarikat yok diyenler var. Bunlar da Müslümanlar, hacılar, hocalar; namaz kılıyorlar,
          oruç tutuyorlar anlaşıldı mı? Ama  çok sofular,  cenneti kimseye vermiyorlar. Ama
          bunlar ne diyorlar? Tarikat yok diyorlar. Tarikat neymiş? İşte Kitap var, sünnet var,
          Allah var, Peygamber var; Meşayih nedir? Diye inkâr ediyor meşayihi. Böyleleri var mı?
          Var.  Kimler bunlar? Tarikat yok, tarikat sonradan oldu, diyenler. Tarikat zamanı
   372   373   374   375   376   377   378   379   380   381   382