Page 39 - Gülden Bülbüllere Teveccüh Sohbetleri - Abdurrahim Reyhan Erzincani
P. 39

Teveccüh Sohbetleri                                                     35

          Bu nidayı duyunca gözlerinizi yumarsınız, yirmi beş istiğfar okursunuz parmaklarınızla
          hesabını yaparaktan. Usulca, kendiniz işiteceğiniz kadar yirmi beş istiğfarı okursunuz
          ve gözlerinizi açmazsınız.
          Yirmi beş istiğfarı okuduktan sonra, yapacağınız bir şey yoktur daha. Yapacağınız bir
          şey varsa işte rabıta;
          Şeyh Efendimiz’i karşınıza alırsınız, şeriat kamçısı elinde, tepemizden aşağı, gönlünüzü
          kaydırdığınız zaman, gönlünüze bir  şey geldiği zaman vuruyor. Diyor ki:  “At
          gönlündekini. Niye Allah'ı çıkardın gönlünden.”
          Kalbinizi Allah  ile böyle  meşgul edeceksiniz,  Allah'ı unutmayacaksınız. Rabıta
          karşınızda, kalbiniz Allah ile meşgul olacak. Ondan sonra bir de gözünüzü, sonuna
          kadar açmayacaksınız.

          Sonu ne zaman teveccühün? İşte “Estağfurullah ile başlıyor, gözlerinizi yumup yirmi
          beş istiğfar  okuyorsunuz.  Ondan sonra bu günahkâr teveccüh yapacak, bizim için
          yapılacak ameller var.

          Biz iki rekât namaz kılıyoruz. Namazın peşinden üç defa “Estağfurullaaah,
          Estağfurullaaah, Estağfurullaaah” deriz,  bunu siz okumazsınız. Ondan sonra gizli,
          aşikâr duaları var, dualarını okuruz.
          Ondan sonra teveccüh yapmaya kalkarız. Teveccühte  işte  bu saflar arasında
          dolanılıyor. Kelamı kibar nazım ile okunuyor, sırtlara eller vuruluyor. Bunu yeni
          katılanlar için ifade ediyoruz. Bunu eskiler biliyor, bilenler biliyor. Sırtlarına el
          vuruluyor.
          Sırtlarınıza el vurulduğu zaman kelam okunduğu zaman deyin ki;

          —Şeyh Efendimiz Dede Paşa Hazretleri bu teveccühü yapıyor. Bu safların arasında
          geziyor, işte bana da geldi, bana da kelamı kibar okuyor, sırtıma el vuruyor, deyin.

          Çünkü bu tarikatın âdâbıdır, usulüdür, kâidesidir. Çünkü niye  Sâlih Baba öyle
          buyuruyor:
                 Kibrît-i ahmerdir şeyhin nefesi

                 Yakar dil şehrinde bırakmaz pası
                 Beraberdir Pir-i Tagi Mevlâsı

          Bu tarikatın yolu böyle, böyle kurulmuş böyle gidiyor. Böyledir zaten, itimat edin.
          Biz hatm-i hâcede silsile okuyoruz değil mi? Bu silsile bu teveccühte de  okunacak.
          Ama  nereye  kadar?  Ta ki  biz  onu Mevlânâ Hâlid'e kadar gizli okuyoruz. Mevlânâ
          Hâlid'den sonra aşikâr okuyoruz. Yani zannetmeyin ki bu silsile yarım okunuyor, yine
          tam okunuyor. Hatmedeki gibi tam okunuyor.
          Bu silsile altın zincir halkadır. Bunlar okunduğu zaman, bu ervahın hepsi buraya teşrif
          ediyor, onlar teşrif edip geliyorlar. Onlar boş gelmezler hediye ile gelirler. Onun için
          buyuruyor ki;
   34   35   36   37   38   39   40   41   42   43   44